Köşe Yazısı

Ülkemizdeki Mülteciler Sorunu – Prof. Dr. Mustafa TALAS yazdı

Dünyada açlık ve sefalet kol gezerken, acımasız insanlar birbirlerini boğazlarken, Türkiye’nin sahipsiz insanlara kol kanat germesi, onlarla ekmeğini bölüşüp ölüme terk edenlere meydan okuması çok anlamlı ve önemlidir. Her türlü..

Ülkemizdeki Mülteciler Sorunu – Prof. Dr. Mustafa TALAS yazdı

Dünyada açlık ve sefalet kol gezerken, acımasız insanlar birbirlerini boğazlarken, Türkiye’nin sahipsiz insanlara kol kanat germesi, onlarla ekmeğini bölüşüp ölüme terk edenlere meydan okuması çok anlamlı ve önemlidir.

Her türlü takdiri hak eden bu milli karakter özelliği, dünyanın pek çok yerinde görülemeyen ve bizi başkalarından farklı kılan meziyet aşırıya kaçınca, dozu fazla olan mutluluk ilaçlarının zehir olması gibi bir durum ile karşı karşıya kalmamız anlamına gelmektedir.

Gerçekten de bugün artık Türkiye’nin neresine giderseniz gidin kamuya açık alanlarda göze batan özellikte yabancı ve sığınmacı olgusu ile karşı karşıya kalmaktasınız. Bunun uluslararası hukuktan kaynaklanan ve kısa süreli olması gibi insani boyutuna hiç bir faninin itirazı olamaz. Hiç bir karşı koyma bu durumda olamaz, olmamalı. Ancak kısa süreli değil de, artık yerleşik ve kalıcı olduğunun aleni ve göze batıra batıra olduğunun hissedilmesi çok da kabul edilebilir bir hal değildir.

Dünyada hoşgörü ikliminin tavan yaptığı bir memleketin mümesilleri olarak mülteciler mevzusunda artık dayanaılmaz noktalara erişildiğinin ve bu aşırı hoşgörünün baş ağrıtma boyutunu aşıp sosyal patlamalara yol açabilecek ölçütlerinin bir adım öncesinin yaşandığının görülmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Neden? Çünkü Malatya gibi dış istilalardan Selçuklular Devri’nden beri epey uzakta kalan şehirlerde bile parklar, bahçeler, merkezi ikamet bölgeleri sığınmacıların nüfuslarının yayıldığı alanlar arasına girmiştir. Merkezi durumdaki parklarda çocuklarımız kaçırılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Öyle ki, ebeveynlerinin yanında bile açıkça tehdit edilen çocuklar ve bu çocuklara sahip çıkmak isteyen anne ve babaların rahatsız edilmesi artık bir olgu niteliğindedir.

Basit bir yerinde tespit ile bile anlaşılabilmesi çok zor olmayacak bu olgunun neden tehdit olarak algılanmadığının derin endişesini taşımaktayız. Belki de çok uzak olmayacak bir gelecekte istenmeyen kaçırılma, dilendirilme ve daha da büyütülmüş olan çocuklarda ise fuhuş ve uyuşturucu batağına sürüklenme suçlarına zorlanan çocukları içeren organize suç örgütleri ile karşılaşılacak olan bu meselenin ciddiye alınması büyük bir önem taşımaktadır.

Bir taraftan geçim sorunlarıyla karşılaşan insanımız varlıklarını kaybedip gitgide mülksüzleşirken, diğer taraftan yaşam alanlarında kolaylıkla sermaye biriktirenlerin kaybedilen mülkleri edindikleri ikilem, sorunu derinleştirip adeta milli güvenlik sorunu biçimine dönüştürmektedir.

Çocukları yöneten çetelerin kontrolüne girmiş sokaklar, oyun alanları, parklar gibi kamusal alanlar zaman içerisinde gettolaşma eğilimi gösteren yerler olabileceklerdir. Bu olursa, girilmez denilen yeni kent mekanları ortaya çıkacaktır. Üstelik bu kadar içeride ve tehditlerden uzak kaldığı düşünülen bir yerleşim yerinde bunlar olabiliyorsa, bunun kontrolün mümkün olmadığı metropol kentlerdeki halinin daha zor düzeltilebilme şansının olacağı aşikardır.

İstanbul’da on yıl kadar önce karşılaşılan manzara ile günümüzde artık pek çok Anadolu kentinde karşılaşılır olmuştur. Geçim derdiyle para için yapılamayacak her eylemi yapabilen insan portresi bu meselenin tetikleyicisi ve besleyicisi olarak öne çıkmaktadır.

Bunları ifade ederken, insanlık görevimizi yapmayalım, duyarsız insanlar olalım demiyoruz. Kesinlikle ülkemizin yerine getirdiği insanlık görevinin asil ve yeri doldurulamaz bir yaklaşım biçimi olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak bunu kabul ederken, ülkelerinde tehlike kalmayan insanların artık misafirliklerini bitirmeleri gerektiğini de ayrıca ilave etmek gerektiğini düşünmekteyiz.

Toplumlar kederde, tasada ve kıvançta bir olma duygusuna sahip olan her insanı baş tacı eder ancak bu duygudan uzak insanları koruma eğilimine de girmez diye düşünüyorum. Bizim ülkemizde de insanlarımızın geçim sıkıntısı yaşamaları sebebiyle her türlü provakatif karşı koymalara açık olacaklarını da unutmamak gerekmektedir. Sonuçta geçici süre başka insanlarla ekmeğinizi paylaşmanız insanlık vazifesidir. Ancak bu vazifenin ömür boyu sürmesi diye bir şeyden bahsedilmemesi gerekmektedir. Bir bakıma belli bir vadeden sonra misafir olan insanların misafirliklerinin biteceğinin bilinmesi anlamlı olacaktır. Ayrıca misafirin de misafir gibi gururlu ve kendini misafir edene saygı duyan karakterde olması gerekmektedir. Bunun aksine ev sahibini sindirmeye çalışan yapıdaki anlayışlar ise misafirliğin erken bitmesinin gerekçeleri olabilecektir.

Bütün politik mülahazalardan uzak olarak söylenebilecek sözlerin özeti şudur: Artık bu mülteciler meselesi bir düzene oturtulup nihayete erdirilmediği taktirde, ülkemizin daha zor günleri görmesi kaçınılmaz olacaktır. Sonuçta kim nereden gelirse gelsin biz sevdalısı olduğumuz bu ülkeyi hoş tutmayacak ya da bu ülkede hoş durmayacak hiçkimseyle paylaşamayız. Kanunlarımıza saygılı olan ve kanunlar ile yaşamayı şiar edinen herkes de bizim başımıza taç olacaktır diye sözümüzü tamamlayalım.

Prof. Dr. Mustafa TALAS

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi:

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL