Köşe Yazısı

Toplum Sağlığına Sosyolojik Bakış ( Prof. Dr. Mustafa Talas Yazdı)

 Toplum örümcek ağı gibi bireyler, sosyal gruplar aile, din, eğitim, ekonomi, hukuk, ahlak gibi toplumsal kurumlardan oluşmuş bir bütünlüktür. Siz toplumu bir makina aksamı gibi göremezsiniz. Çünkü toplumun temelinde dinamik..

Toplum Sağlığına Sosyolojik Bakış  (  Prof. Dr. Mustafa Talas Yazdı)

 Toplum örümcek ağı gibi bireyler, sosyal gruplar aile, din, eğitim, ekonomi, hukuk, ahlak gibi toplumsal kurumlardan oluşmuş bir bütünlüktür.

Siz toplumu bir makina aksamı gibi göremezsiniz. Çünkü toplumun temelinde dinamik olan ve hiç durmayan, hareket eden insanlar var. Bu insanlar sadece et, kemik ve sinirden ibaret değildir. Aynı zamanda beyni var, kalbi var. Daha da önemlisi düşüncesi ve bu düşüncesinin oluşturduğu bir zihniyeti vardır.

İnsanlar eylem ve davranışlarını sadece içgüdüsel olarak ortaya koymazlar. Bu içgüdülerine ilave olarak düşünce dünyasının da etkili olduğu yaşamları vardır. Bu düşünce dünyalarının etkilendiği fiziksel, sosyal, kültürel ve ruhsal nedenlere de sahiplerdir.

Bütün bunlardan neden bahsediyoruz?

Bir toplumdan bahsettiğimizde mekanik yapılı ve belirli kurallara göre işleyen bir bütünlükten bahsetmiyoruz. Yani en zengin ve gelişmiş toplumlarda bile muazzam işleyen bir mekanizma bulunmamaktadır. İnsanlar çeşitli gerekçelerle kendilerine telkin edilen her kuralı ve her hatırlatmayı harfiyen yerine getiren varlıklar değildir. Çünkü herkesin her kural ve işleyiş için farklı ihtiyaç ve  bu ihtiyaçtan kaynaklı red ve tasvip gerekçesi bulunmaktadır.

Sizin bir toplumda bu kadar farklı özellikli insanları aynı kural ve kaidelerle kontrol edebilmeniz elbette çok zor ve meşakkatli olacaktır. Siz sisteminizi ne kadar muazzam kurgularsanız kurgulayın kurallarınızın işletilmesini sekteye uğratacak birtakım insanlar toplumda hep var olacaktır. Bundan ötürüdür ki toplumsal hadiseler test edilmiş olaylar olmuyor. Yani toplumsal olaylar, karşı karşıya kalınmadan kural koyulması ve düzenlenmesi oldukça güç olan şeyler oluyor.

Biz bu hususu, adına COVİD 19 denilen Koronavirüs salgını ile daha iyi algılamış ve anlamış olduk. İlk çıktığı andan itibaren dünyada en dikkatli ve özenli çalışmaları Türkiye’nin başardığını söylemek bizler için gurur verici bir şeydir. Gerçekten de örnek yaklaşım biçimleriyle salgın kontrol edilebilmiş ve salgının topluma etkileri ile ilk zamanlarda ustalıkla baş edilebilmiştir. Bunu inkâr etmek artık iyi niyetle ilişkilendirilebilecek bir durum değildir.

Ancak bu durum bir yere kadar kolaylıkla başarılabildi. Bir yerden sonra kontrolü zor bitr şekle büründü. Bunun da nedeni insana bağlı hususlardır.

Bir taraftan geçim koşullarını düşündüğümüz insanların dışarıya çıkma mecbburiyeti ve faklı yerleşim yerlerine hareket etme mecburiyetleri, bir başka taraftan da dışarıyla bağlantıları açmak zorunda kalınması salgının kontrolünün zorlaşmasını sağlayan iki ana gerekçedir. İçeride tarım için gerekli olan işgücü hareketi, dışarıdan da turizmin avantaj kaybetmemesi için sözkonusu olan hareketlilik temel iki neden olmuştur.

Bir an için bütün her şeyi bir tarafa bırakarak düşünelim: İnsanlar çalışmasın mı? Evine ekmek götürmesin mi? İç piyasanın ihtiyacı olan ürün tedariği yapılmasın mı? Verimliliği fazla olan ürünler dış piyasaya satılmasın mı? Bunlar olmazsa, insanlar nasıl yaşamını sürdürecek?

Daha ne kadar süreceği belli olmayan bir salgını sıkı önlemlerle kontrol edelim diyoruz. Tamam kontrol edelim ama hayatı tümden durdurarak mı kontrol edelim? Hayatı tümden durdurduğumuzda, salgın bittikten sonra hayatta gerekli olan enerjiyi nereden temin edeceğiz? Atalarımız boşuna dememiş “salavat bile kuvvetle” diye… Sizin bir yerden bir yere en küçük hareketlenmeniz o düzeyde bir maddi imkanı gerekli kılıyor.

Herkes oturduğu yerden onu bunu suçluyor, yönetim zaafı konusunda açık arayıp duruyor. Büyük felaketlerle felaket tellalığı yaparak başedilmez. Ancak ve ancak felaketin ortadan kaldırılması için işin bir ucundan tutularak baş edilebilir.  Böyle dönemlerde iktidarın kimin idaresinde olduğunun bir önemi yoktur. Çünkü yanan ateş herkesi kapsayacak nitelikte olur.

Virüsten ölen insanlara bakalım. Zengin fakir ayırmıyor. Aşağıdaki yukarıdaki demiyor. Siyah-beyaz demiyor. Kadın-erkek demiyor. Hatta son zamanlarda yaşlı-genç bile demiyor. Herkesi yakıyor.

Mecburiyetten kaynaklı hareketlilikler vaka sayısını arttırmış ve salgının yayılımı hızlanmıştır. Bu artık bilinen bir gerçektir. Eğer biz vatandaşlar fiillerimizde daha dikkatli ve özenli davranırsak, o zaman yönetimin eli kuvvetlenir. Aydın kesim denilen bilinçli diye bilinen insanların bile işi ciddiye almaması, önlemler almaması, yasalara ve yasaklara yeterince uymaması serbest kalınan bir yaz döneminde salgını tehditkar boyuta ulaştırmıştır.

Sizin sağlığınız en önemli varlığınızdır. Bu varlığınızı kaybederseniz, geride kalan hiçbir varlığınızın hiçbir kıymeti olmayacaktır. Dünyanın tamamının tapusu sizin adınıza olsa, ne olacak ki? Herşeyden önce sağlıklı yaşam gerekiyor. Bu bilinçte olan insanlarımızın sayısı azdır. Herşeyde iyi oluyoruz da bilinçli hallerden uzak oluyoruz.

Salgının daha fazla büyümesi, en güçlü ekonomiye sahip ve en muazzam sigorta sistemi olan devlet ve toplumların bile baş edemeyeceği bir bela demektir. Bu kadar ciddi olan şeyi idare etmek de ve idare edilen olarak da bunun üstesinden gelmek de insan faktörüne bağlıdır. Dünya gözlemlendiğinde, insanları disipline etmenin kolay olduğu yerlerde vaka ve ölüm oranı düşük iken, serbestliğin egemen olduğu yerlerde oldukça yüksektir.

Toplumsal yapımızı ayakta tutabilmemiz, bizim kendi toplum ve devletimize sahip çıkmamıza bağlıdır. Buna karşılık her kargaşadan istifade edip yıkımla iktidar sahibi olmayı amaçlamak kabul edilebilir gibi değildir. Dünyanın her tarafında bu salgın ile mücadele ediliyor ama başka yerlerde fırsattan istifade devleti yıkmak ve toplumu karamsarlığa itmek çabası bu kadar acımasızca ve subjektif yaklaşımla yapılmıyor.

Dünyanın en güçlü toplum ve devletlerinden daha başarılı bir mücadele gölgelenmeye çalışılmaktadır. Devrim arayışı içerisindeki gruplar her türlü çatışma alanını kullanmak farklılığını küresel salgın konusunda da göstermekten çekinmemektedir.

Devrim devlet hayatında değil zihniyetlerde olunca anlamlı olur. Kafamızı ülkemizi daha çok geliştirmeye yormak, rakip nitelikteki sömürgeci zihniyetlerin oyuncağı olmadan kendi toplumsal menfaatlerimiz peşinde koşarak meşgul etmek gerekir.

Yoksul halkımızın yoksulluktan kurtulması ancak ve ancak kaynaklarımızı arttırıp dünya ile haklı rekabet içerisine girmesiyle mümkündür.

Herkes kendini düşündüğü gibi devlet ve toplumunu düşünürse, milletleşme sürecinde başarılı olunabilir. Aksi durum bizi hep geride, hedefimizdeki ülkeleri ileride tutmaya devam eder. Biz duygusuyla hareket etmeyi bilen, topyekün mutlu olan ve topyekün hüzünlenen insanlar ekseriyeti oluşturursa, başarı kaçınılmaz olur. Başka türlü sadece belirli kesimlerin mutlu olabildiği bir topluma sahip olmaya devam ederiz.

İnsanlarının büyük ekseriyeti bu toplumda yaşamaktan mutlu olan toplumsal yapıyı inşa etmeyi başarmamız dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Saygılarımla

 

YORUMLAR (1)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL