Köşe Yazısı

Milletin Sesi Mehmet Akif-12-(6 Kasım 2020)( Adnan Yılmaz Yazdı )

Değerli Dostlar! “İSTİKLAL MARŞI ŞİİRİ İÇİN BİR AÇIKLAMA DENEMESİ İstiklal Marşı’ mızın açıklaması çeşitli açılardan yapılabilir.Biz burada yeni bir deneme yapmaktansa, yıllarını Akif ve “Safahat” üzerinde yaptığı çalışmalara adamış, değerli..

Milletin Sesi Mehmet Akif-12-(6 Kasım 2020)( Adnan Yılmaz Yazdı )

Değerli Dostlar!
“İSTİKLAL MARŞI ŞİİRİ İÇİN
BİR AÇIKLAMA DENEMESİ
İstiklal Marşı’ mızın açıklaması çeşitli açılardan yapılabilir.Biz burada yeni bir deneme yapmaktansa, yıllarını Akif ve “Safahat” üzerinde yaptığı çalışmalara adamış, değerli araştırmacı ve yazar Mehmet Ertuğrul Düzdağ’ın açıklamalarını
buraya kayıt ediyoruz.

İstiklâl Marşı’mız, bizim âdetâ tarihimizdir. Geleceğimizin bir aynası ve bütün milletimizin iman ve ahlâkta son gâyesi olan temel esasların bir özüdür.
Büyük Âkif, milletinin rûhunu okumuş ve onu sanki taşa kazırcasına yazarak, bir anıt gibi gözler önüne dikmiştir.
Türk milletinin, geçmişte olduğu gibi, geleceğindeki inanç ve hareket programı da bu marş ile değişmez şekilde tespit edilmiştir.
Bu açıklama muhakkak ki çok daha güzel olabilir ve olmalıdır. Her kelimenin yerine daha uygunu ve her cümlenin yerine daha düzgünü bulunabilir. Bizler, hepimiz «İstiklâl Marşı çocukları»yız. Bütün kardeşlerimin bu çalışmamızı bir «müsvedde» kabul ederek onu tashih edip tamamlamalarını diliyorum.

İSTİKLÂL MARŞI
—Kahraman Ordumuza—
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Ey milletim! Üzülme, endişe etme, meraklanma… Göklerimizde şafaklar içinde dalgalanan al bayrağımız, yerinden inmeyecek ve milletimiz esir düşmeyecektir. En son yurttaşımız ölünceye kadar bayrağımızı yukarıda tutmaya ve istiklâlimiz için savaşmaya devam edeceğiz. Bayrağımız, milletimizin şeref ve saadetinin yıldızıdır… Benim milletim her zaman o şeref ve yücelik içinde yaşayacak ve yalnız bizim olan bu bayrak, daima göklerimizde parlayacaktır.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl;
Hakkıdır, Hakk’a tapan ,milletimin istiklâl.

Ey hilâl kaşlı güzel bayrağım! Sana kurban olayım, ne olur bana darılma… Neden bize böyle kızmış gibi, azarlar gibi bakıyorsun?… Seni gökten indirmelerine izin vereceğiz, seni düşman ellerine bırakacağız mı sandın?… Hayır! Benim kahraman milletim; senin sevgine ve güler yüzüne lâyıktır. Bu millet, hür yaşamak ve seni hür yaşatmak için çok kan döktü ve şu anda dökmektedir. Bize kaş çatar, senin için yaptığımız fedakârlıkları takdir etmezsen; dökülen kanlarımız sana helâl olmaz. Benim milletim, Allah’a inanır, ondan başkasını Tanrı tanımaz. Böyle inanan ve hürriyeti için kan döken millet, elbette istiklâline kavuşacaktır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.

Ben, yaratıldığı günden beri hür yaşamış bir milletim. Başka bir milletin beni esir edeceğini hayal edebilmesi için, ancak aklını kaçırmış olması gerekir. Çünkü ben, şimdiye kadar hiç esir olmadım… İstikâlimi elimden almaya kalkışan olursa, kükremiş bir sel gibi coşarım. Etrafımı çevirmek isteyen setleri yıkar, aşarım. Beni dağlarla çevirmek isteseler, dağları yırtarım. Enginlere hapsetmeye kalksalar, sığmam, taşarım. Ben sarılmaya, çevrilmeye, hapsedilmeye, sınırlanmaya dayanamam. Yaşarsam, hür yaşarım!…

Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
«Medeniyet!» dediğin tek dişi kalmış canavar?

Batı orduları çelikten bir duvar gibi, tankları ve topları ile üzerimize yürüyorlarsa, ne olmuş! Böyle şeyler bizi korkutmaz. Ben onların karşısına hepsinden üstün bir silâh ile çıkıyorum: Bu silâh benim imân dolu göğsümdür! Onların gürültüleri, homurtuları, ulumaları seni ürkütmesin! Medeniyet maskesi altında zayıfları ezen, insanları öldüren, sömüren bu canavar, böyle gerçek ve kuvvetli bir imânın sahiplerini mağlûp edemez!..

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.

Arkadaş! Alçakların yurdumuza girmesine sakın izin verme! Onların vahşî hücumlarına karşı dur! Onlarla ölünceye kadar savaş… Böyle yaparsan Allah sana çok yakın zamanda zafer nasip edecektir. Çünkü Allah, sabreden ve korkmadan savaşan mü’minlere zafer vereceğini Kur’an’da va’d etmektedir.

Bastığın yerleri toprak!diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şu üzerinde yaşadığın vatan, bu topraklar, öyle önem verilmeden basılıp geçilecek yerler değildir. Bu toprakların altında, onun yolunda can vermiş yatan binlerce şehid var. Onları unutma!.. Sen de o şehidlerden birinin oğlusun. Vatanına gereken değeri vermez, onu korumazsan; şehid atalarını üzersin. Bu cennet vatanı, her ne pahasına olursa olsun korumalı, onu hiçbir şeyle değişmemelisin.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ben de neler söylemekteyim? İçimizde bu cennet vatan uğruna canını feda etmeyecek kim var?… Öyle bir kişi bile yok! Şimdiye kadar bu güzel vatan uğruna o kadar yiğit canını seve seve verdi ki, toprağı sıksan, sanki bu şehitlerin kanı damlayacak gibidir… Allah bizi sevgili vatanımızdan ayırmasın!… Canımızı verebilir, sevdiklerimizin acısına katlanabilir, her şeyimizi kaybedebiliriz; fakat vatan mahrumluğuna dayanamayız.

Rûhumun senden İlâhî şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

Yârabbi! Senin yolunda bu vatan için ölen şehitlerin ruhları, yüce katından, sadece şunu diliyorlar: Vatanıma düşmanlar girmesin, camilerime yabancılar el sürmesin ve şehâdetleri benim dinimin temeli olan ezanlar, yurdumun üzerinde sonsuza kadar okunmaya devam etsin!… Vatanım ve milletim kıyamete kadar hür ve Müslüman olarak yaşasın…

O zaman vecd ile bin secde eder – varsa – taşım;
Her cerîhamdan,İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım!
O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.

Yârabbi! Bu dileklerim olur, vatanım hür ve milletim mü’min yaşamaya devam ederse… İşte o zaman, öldüğüme sevinirim ve eğer varsa, mezar taşım da coşkunluklar içinde secdeye kapanır. Sevinç gözyaşlarım, savaşta aldığım yaralardan boşanır ve cisimsiz bir ruh gibi, cesedim göğe yükselerek, sevinçli başım göğün en yüce katına erişir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış ,bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.

Ey şanlı bayrağım! İşte kahraman milletim canını verdi, dinini, vatanını ve istiklâlini kurtardı ve işte seni göklerden indirtmedi… İşte düşman vatanımıza giremedi ve işte ezanlar yurdumun her yerinde okunmaktadır!… O halde, sen de artık şafaklar gibi al renginle, göklerimizde hür ve mes’ud olarak dalgalan!… Artık dökülen kanlarımız sana helâl olsun! Sana ve milletime artık esirlik ve ölüm yok!… Daima hür yaşamış olan bayrağıma hür olmak ve Allah’a tapan, haktan ayrılmayan milletim için istiklâl, artık hiç vazgeçilmeyecek, ebedî bir haktır!..”

(Bu özet;Üstad, Yazar sayın Mehmet Nezir Gül beyefendinin eşsiz “ Duruşunu Bozmayan Adam Mehmet Akif Ersoy “adlı eserinden derlenmiştir.)

“Niyet Hayır Akibet Hayır “Olur.
İnşaallah
Haftaya görüşmek üzere,
Kalın sağlıcakla
Adnan Yılmaz-Ankara

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL