04 Aralık 2020 TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 194.435
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 32.736
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 193
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 4.811
Köşe Yazısı

Karabağ Azerbaycan’dır  (Prof. Dr. Mustafa Talas Yazdı)

Sözlerime dünyanın en büyük insanlık dramını yaşamış olan Ahıska Türklerinin 14.11.1944’deki Sürgünlerinde canlarından olan şehitlerimizi rahmetle anarak başlamak istiyorum. Bu sürgünden otuz küsur yıl sonra Ahıska Sürgünü ile amaçlanan politikanın..

Karabağ Azerbaycan’dır  (Prof. Dr. Mustafa Talas Yazdı)

Sözlerime dünyanın en büyük insanlık dramını yaşamış olan Ahıska Türklerinin 14.11.1944’deki Sürgünlerinde canlarından olan şehitlerimizi rahmetle anarak başlamak istiyorum. Bu sürgünden otuz küsur yıl sonra Ahıska Sürgünü ile amaçlanan politikanın devamı niteliğinde Hocalı Soykırımı ve sonrasında Karabağ ve onu çevreleyen Azerbaycan topraklarının işgaliyle bir milyondan fazla insanın yerinden yurdundan edildiği son dönem insanlık dramı yaşanmıştı. Birbirinden farklı dönemlerde gerçekleşen bu iki insanlık dramı ve soykırımlar dizisinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü bunlar birbiriyle bağlantılıdır. Özellikle 1920’deki Gümrü Anlaşması’ndan önce Erivan dahil Kars ve Bakü arasındaki bütün büyük yerleşim yerlerinde çoğunluğun Türklerden oluşması gerçeğine bakılırsa, bu mesele daha iyi anlaşılacaktır. Bu anlaşma sonrasında dünyanın başka yerlerinden Ermenilerin getirilip buralara yerleştirilmesi bir Sovyet politikası şeklini almıştı. Bu durum yıllar yılı devam etmiştir. Son halkasını ise Sovyetlerden ilk bağımsızlığını ilan eden Müslüman, Türk Kafkas cumhuriyeti olan cumhuriyetin Azerbaycan olması Sovyet Rusya’ya ağır gelmişti. Bundan ötürü Ermenileri silahlandırıp Azerbaycan Türklerinin üzerine göndermekten çekinmemişti. Hatta bunu öç alma duygusuyla yapıyor görüntüsü vermişlerdi. Bunların sonucunda Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı demeden Türk nüfusu soykırıma tabi tutmuştur. O günkü Azerbaycan Devleti’nin bunlara müdahale gücü bulunmamaktaydı. Türkiye Cumhuriyeti’nin de o günkü koşullarda kendi iç sorunlarından sıyrılıp buralara müdahale edebilme şansı bulunmamaktaydı ya da açıktan müdahale şansı yoktu. Böyle bir tablo karşısında iyice şımaran Ermeniler kendilerini durdurulamaz görmeye başladı. Yıllarca saldırgan ve tecavüzkâr tutumlarıyla ve cezasız kalan anlayışlarıyla Azerbaycan Devlet ve Toplumunu artık bezdirmeye başlamıştı. Öyle ki, AGİT bünyesinde oluşturulan MINSK Grubu eşbaşkanlıkları da Ermenilere açık destek veren tutumlarıyla işgal bölgesindeki Azerbaycan topraklarında kalıcı bir statüko oluşturma peşindeymiş gibi barış müzakereleri yürütüyordu. Bu durum da otuz yıla yakın can sıkıcı ve psikolojik anlamda Ermenileri güçlendiren bir yapıya sahip oluyordu. Hem Azerbaycan hem de Türkiye Ermenistan’ın bu şımartılan çocuk misalli yaklaşımlarına uzun süren, sabır gerektiren ve ustalık içeren bir politikalar dizisi ile anlamlı cevaplar vermeyi tercih etti. Nedir bu tercih? Önce ekonomik ve teknolojik üstünlüğü sağlayıp sonra psikolojik üstünlüğü tesis etme yolunu bulmayı tercih etmekti bu. Stratejik projelerle Azerbaycan’a petrol ve doğal gaz pazarına daha kolay ve ucuza açılıp ürününü pazarlayıp daha fazla kar elde etmek birinci hamlesi oldu. Bu yolla fazla değer elde edildi. Buradan elde edilen gelir de akıllı silah ve mücadele teknolojisine yatırıldı. Bundan sonraki aşamada da eğitim ve yüksek askeri doktrine uyum süreci benimsendi. Başarılı geçen bu aşamalardan sonra Türkiye ile güvenlik ve işbirliği anlaşmaları ve tatbikatları yapıldı. Artık 1990’lardaki Azerbaycan ve Türkiye yoktu. Aşırı korunma psikolojisiyle sürekli hamilerinden beslenmeye alışmış bir Ermenistan her daim aynı sonuçları alacağı düşüncesiyle sınırlarını daha da genişletmek düşüncesiyle Azerbaycan’a roketli saldırılar ve ordusuyla sınır operasyonları yapmaya başladı. Bunlar da yıllarca sürdü. Onların saldırıp Azerbaycan’ın püskürtmesi alışılmış bir duruma dönmüştü. 2020’nin Temmuz Ayı’ndaki Tovuz Saldırılarına kadar bu durum aralıksız devam etti. Yapılan saldırılar da doğrudan petrol ve gaz dağıtım hatlarıyla, karayolu ve demiryolu bağlantılarının kesişme noktasına seçmeci bir yaklaşımla yapılıyordu. Hedefte bu hatların olduğu Ermenistan’ın şımarık açıklamalarından da anlaşılmaktaydı. Bu dönemde daha da ileri giderek Ermenistan bu petrol ve doğal gazdan kendisine pay verilmesi açıklamaları bile yapıyordu. Temmuz 2020’deki Tovuz Saldırılarından sonra Azerbaycan ve Türkiye ortak tatbikat yaparak Ermenilere ve yandaşlarına gerekli mesajı vermişti. Daha sonra Eylül 2020’de Ermeniler yeniden saldırınca, Azerbaycan Türk Silahlı Kuvvetlerinden beklemedikleri şekilde karşı hücum gördüler. Çok kısa sürede ilerleyişini sürdüren Azerbaycan Kuvvetleri, Hocalı Soykırımı esnasında uyuyan Uygar Dünyadan defalarca ateşkes çağrısı ve fiilen ateşkes ile durdurma teşebbüsü olmuştur. Bu teşebbüslerle harekât defalarca akamete uğratılmıştır. Her defasında da Ermenilerin toparlanıp saldırmasını amaçlayan bir anlayışla ateşkesler yapıldı. Burada Azerbaycan uluslararası hukukun gereğini harfiyen yerine getirmeyi amaçladığını tüm dünyaya göstermiştir. Sivillere ateş açıp savaşın alanını genişletmeye çalışan Ermenistan uluslararası hukuk ihlalinden çekinmedi. Bu çabalar da Ermenistan’ın mağlup olmasına engel olamamıştır. Azerbaycan’ın topraklarının önemli bir kısmını işgalden kurtarması sonrasında Rusya’nın devreye girmesiyle kalıcı barış adımları atılmış ve detayları sonra açıklanacak dokuz maddeye üç devlet imza atmıştır. Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan bu üç ülke imzaladı. Anlaşma hükmünde olmamasına rağmen, Rusya’nın yürüttüğü müzakereler çerçevesinde Türkiye de barış gücüne gözlemci merkezlerinde bulunmak suretiyle asker gönderecek. Azerbaycan’ın zaferi kesin bir zafer olarak tarihe kaydedilmiştir. Bu zaferi getiren hem Azerbaycan’ın hem de Türkiye’nin doksanlı yıllardaki görüntülere göre çok güçlü olmasının büyük etkisi vardır. Dik durabilen bir Azerbaycan ve arkasında sağlam iradesiyle güçlü duran Türkiye bu zaferin haklı gururunu birlikte paylaşmışlardır. Sahadaki başarılı operasyonların yanı sıra, diplomasinin de çok güçlü bir şekilde her iki devlet tarafından kullanılması zaferin kaçınılmazlığını temin etmiştir. İkinci olarak bu zaferin güzel taraflarından biri de toprak olarak işgal edilen bölgenin yarısından çok fazlasını temsil eden üç reyonun savaş yapılmadan Azerbaycan tarafından sulh anlaşmasıyla alınmasıdır ki bu da çok sevindiricidir. Üçüncü olarak Laçın Koridoruna karşılık olarak Nahcıvan ile koridorun anlaşmaya eklenmesi çok özel bir yere sahiptir. Nahcıvan ile olan bağlantı sadece Nahcıvan ve Azerbaycan için önemli değil Türkiye ve Türk Dünyasının tamamı için önemli bir yere sahip bir kara bağlantısıdır. Elbette Rus Ordusunun bölgede olmasının çeşitli sakıncaları vardır. Ama bu defa tek başına olmamaları ve asıl koordinasyonda söz sahibinin Azerbaycan olması bir avantaj olarak da değerlendirilebilir. Türk Ordusunun bulunuşunun ayrıntılarını bilmiyor olmamıza rağmen, önemli bir kazanım olduğu söylenebilir. Ayrıca hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın Rusya’yı darıltıp karşı cepheye güç veren aktör konumuna sokması akıllıca bir politika olmayacaktır. Çünkü her iki ülkenin de Rusya ile karşılıklı ve vazgeçilmez çıkarları vardır. Özellikle de ABD ve AB’nin Türkiye karşıtı bir politik süreci geliştirdiği bir dönemde Rusya’nın ortak çıkarlarla beraber önemli bir partner olmak gibi bir rolü başarıyla yürüteceği açıktır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in “Karabağ Azerbaycan’dır” sloganı ile bağlantılı olarak biz de yazımızın başlığını tayin ettik. Neden? Çünkü yapılan anlaşma ile zamana yayılmış bir durum olsa da nihai olarak Karabağ Azerbaycan’dır ifadesi tam anlamıyla gerçek olacaktır. Sonuç olarak yıllar sonra kendi çabasıyla bir büyük başarı kazanmış Azerbaycan’ın elde ettiği psikolojik üstünlük bile bu işin getirisinin çok anlamlı olduğunu göstermektedir. Bu seferde başarı gösteren Muzaffer Azerbaycan Ordusu’nu kutlarız. Şehitlerimizin önünde saygıyla eğilerek onlara Allah’tan rahmet diliyoruz. Gazilerimize de hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Zaten şairin dediği gibi toprak eğer uğrunda ölen ve ölmeyi göze olan insanınız varsa vatan olur. Azerbaycan Türk Toplumu da ordusunun ve devletinin arkasında topyekün olarak sağlam durarak zaferin en önemli altyapısını oluşturmuşlardır. Azerbaycan Mehmetçikleri vatanlarının parçası olan kendi topraklarını kurtarmak için destansı bir kahramanlığın örneğini ortaya koyarak Türk’ün gücünü bir de Kafkasya’dan dünyaya örnek olarak göstermişlerdir. Bir de bu vesileyle son sözümüzü söyleyelim: Ne mutlu Türk’üm diyene! İhtiyaç olduğunda bizim de varlığımız Türk Varlığına armağan olsun diyerek yazımızı tamamlayalım.

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Mustafa Talas

YORUMLAR (1)

  1. Necip Katı diyorki:

    Hocam yazınızı bir solukta okudum. Akıcı ve anlaşılır bir şekilde ifade etmişsiniz. Artık bu Zafer inşallah bir başlangıç olacaktır. Temennimiz Nahçıvan da açılan koridorun gücümüze güç katarak Büyük Türk Dünyasının birleşmesine vesile olmasıdır.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL