Köşe Yazısı

“Hayat Dikensiz Gül Bahçesi Değildir”…( Selahaddin Canpolat Yazdı )

“Çok kıymetli takipçilerim;  Hayatın değerini çok iyi ve net olarak bilmek yaşamak lazım. Hayat gerçekten çok kısa. Yaşamanın, aldığımız nefesin ve hala bedenimizde olan ruhun değerini bilmeliyiz. Unutmamak gerek; bir..

“Hayat Dikensiz Gül Bahçesi Değildir”…( Selahaddin Canpolat Yazdı )

“Çok kıymetli takipçilerim;  Hayatın değerini çok iyi ve net olarak bilmek yaşamak lazım. Hayat gerçekten çok kısa. Yaşamanın, aldığımız nefesin ve hala bedenimizde olan ruhun değerini bilmeliyiz. Unutmamak gerek; bir tekrarı daha yok bu hayatın, ertelemeyelim hayatı ve küçücük bir yaşanma ihtimali olan isteklerimizi yerinde ve zamanında yapmamız gerekir. Hayat değişimle beraber aynı düzlemde yürümemizi sağlayan, sürekli ilerleyen bir çizgiden oluşuyor. O halde toplum olarak, bireyler olarak doğumla başlayan, ölümle biten hayatın anlamını sorgulamamız gerekmez mi? Hayatın bireyler  için ne anlamı var? Hayatı anlamlı kılan nedir? Ne yapmamız, nasıl olmamız, ne ve nasıl yaşamamız lazım ki; hayatımız anlam anlam kazansın? Genelde bireylerin yapmak veya olmak istedikleri hayat tarzı farklı olduğu için cevaplar veya yaşamlar bireyden bireye değişebiliniyor.

“Genel olarak; toplumda  hayat; yemek, içmek, gezmek ve eğlenmek gibi gözükse de Bunların yanında  çalışmak, üretmek, değer yaratmak; çevresine ve topluma faydalı olmak, katkı yapmak hayatı anlamlı kılabilir. Dünyaya gelmek istek ve irademiz dışında olduğuna göre madem yaşıyorsak hayatın bizden bazı beklentileri olabileceğini de bilmemiz gerekiyor. Anne ve babanın mutlu duygular yaşaması bizim varlığımıza bağlıdır. Ayrıca onları iyi bir evlat olarak onurlandırmak ve bizimle gurur duymalarını sağlamalıyız; hayatımızı hem kendimiz, hem de onlar için anlamlı kılmalıyız. Hayatı tek başımıza değil, diğer bireylerle birlikte paylaşarak yaşamamız gerektiğini unutmamalıyız. Bu durumda hayat, sadece bizim hayatımız değildir. Kendi istek, heves ve hayallerimizin peşinde elbetteki olabilir, Ancak bunu yaparken hayatı paylaştığımız bireylerin duygu ve düşüncelerini dikkate almak mecburiyetinde olmalıyız. Hayatın anlamı bakımından Ebeveynler alacakları kararlarda, atacakları adımlarda ortak hareket edebilmelidirler. Kararlılıkta etki ve sonuçlarını hesaplarken çocuklarının geleceğini de düşünmelidir. Çünkü sadece kendilerinden değil, onların yarınlarından da sorumludurlar. Hayata yüklenen anlamlar çok çok farklıdır. Çünkü her insan farklı yaratılmıştır.  İnsanların farklı düşünmeleri ve davranmaları çok doğaldır. Doğal olarak saygı duymak gerekir, Ancak belli bir konumda ve görevde bulunan kişilerin hayatı istedikleri şekilde yaşamaları önünde bazı sınırlar olması doğaldır. Bir örnek verecek olursak; Kamu hizmeti veren kişilerin vatandaşlar arasında ayrım yapması veya konumlarının gücünü kullanarak kendilerine çıkar sağlaması kabul edilemez. Bu yaklaşım ahlaki midir? asla..!. Bu durumda biz insanlar için en önemli özellik ahlak olduğu söyleyebiliriz. Ahlak, hayata anlam katar. Ahlaki olmadıktan sonra söylenen, yapılan, yaşanan hiçbir şeyin anlamı ve değeri yoktur. Bunun için herkes başkalarının ahlaksızlığını eleştirmeden önce kendimizi ahlaki sorgulamadan geçirmeli ve aynaya bakmalıyız..

“Bir başka açıdan bakarsak; Hayata anlam katan başka etkenler de vardır. Huzur ve mutluluk gibi huzurlu değilsek, mutlu olamayız. Mutlu değilsek, huzurlu olamayız. Bu iki duygu birbiri olmazsa olmazımız dır. Kendimizi huzurlu ve mutlu hissettiğimiz sürece hayatımız anlamlı olur. Huzurumuzu ve mutluluğumuzu bozan her şey hayatımızı zehir eder. O zaman hayatın tadı ve tuzu kalmaz. Hayat yaşanmaz ve çekilmez olanın yanısıra anlamını da yitirir. O takdir de ben bu dünyaya “Neden nereden ve niye geldim diyerek sorgulama başlar. Hiç bir kimse acı çekmek, huzursuz veya mutsuz olmak istemez; ama özünde hayatın içinde bunlar da malesef vardır. Hayat dikensiz gül bahçesi değildir. Her zaman, her şey istediğimiz gibi olmayabiliyor. Elimizde olmayan,  istek ve irademiz dışında olan bazı gerçekleri  ölümcül hastalık, vefatı, beklenmedik anlık kaza geçirmesi gibi yaşayabiliyoruz. Sevdiğimiz, değer verdiğimiz, uğruna özveride bulunduğumuz bir insanı kaybetmenin derin acısı; bizlerin hayata küsmemize yol açabiliyor. Hayat, bazen anlamını yitirebiliyor.

“Şu gerçeği hepimizde çok iyi biliriz. Dünyada iz bırakarak sonlanan bir hayat, gerçekten anlamlı bir hayattır. Öldükten sonra unutulmamak, kendinden söz ettirebilmek, eserleri ile anımsanmak; bir anlamda yaşamaya devam etmek demektir.

“Örneğin; peygamber efendimiz SAV söylemleri, eylemleri ve örnek yaşamı ile yaşayan büyük bir önderimiz di. Hayatı sadece kendisi için değil, ümmeti için de anlamlı kılabilmiştir. Bu nedenle hayatının sonlanması, onun yaşamadığı anlamına gelmez. Tabi ki ondan sonraki nesil yani bizler kıyamete kadar , düşünce ve sünnet yönünde hareket ederek yaşatmak da bizim ve gelecek nesillerin sorumluluğudur. Metod kur anı kerim ışığında devam edecektir.

“Dünya var oldukça hayatın neşeli, zevkli, keyifli ve eğlenceli bölümleri kuşkusuz en değerli ve anlamlı bölümleridir. İnsanın severek yaptığı ve yaparken zevk aldığı işler hayatına anlam katar. Biri sevdikleri ile birlikte iken hayatın tadını çıkarır.  Öteki sevdiği bir işi yaparken keyif alır. Kısaca hayata anlam katan şeyler farklı olabilir. Ayrıca hayatın tekrar yaşamak istediğimiz ve bir daha asla yaşamak istemediğimiz bölümleri de vardır. Bu yaşadıklarımızın bizim açımızdan olumlu veya olumsuz anlam taşıması ile ilgilidir. Yaşadığımız şey bir duygu, bizi olumlu etkiliyorsa, tekrar yaşamayı isteriz. Bir işteki başarıyı yinelemek, daha büyük başarılar elde etmek gibi. Tersine bir daha yaşamak istemediğimiz şeyler de ve aldatılmak, başarısız olmak, mahcup olmak gibi vardır. Bu noktada olumsuzlukların, olumlu olaylara göre insanları daha fazla etkilediğini anımsatalım. İnsan psikolojisi böyledir. Geçmişe dönüp baktığımız zaman aklımıza ilk olarak olumsuz yaşanmışlıklar geçirdiğimiz hastalıklar veya kazalar gelir.

“Parasal sorunu olmayan, gelecek kaygısı taşımayan tabiri caizse bir eli yağda, bir eli balda bir kişinin hayatı kendince anlamlı mıdır? Başkalarının özendiği bir hayatı yaşamak, hayatı anlamlı kılar mı? Böyle yaşayan kişiler gerçekten mutlu ve huzurlu mudur? Bu, tartışılabilir. Herkesin hayatında eksikliğini hissettiği bir şeyler vardır. Örneğin, çok zengin birinin çok isteyip de benim gibi çocuk sahibi olamaması gibi. Zenginlik denen şeyi yeniden tanımlamak gerekir. Zenginlik para, mal ve mülk ile olmaz. İnsanların sevgi, saygı ve takdirini kazanamadıktan sonra bunlar neye yarar? Bu nedenle sevilen, saygı gören, güvenilen, örnek gösterilen kişi zengin kişidir. O halde hayatı anlamlı kılmanın yollarından biri de böyle bir insan olabilmektir. Hayatımız boyunca bunu hedeflemeliyiz. Çevremizde olup biten kötülükler, çirkinlikler karşısında iyilikleri ve güzellikleri öne çıkarmalıyız. İnsanı olumlu yönde heyecanlandıran, istek ve heves yaratan bir iş veya etkinlik hayata anlam katan başka bir etkendir. Kaçımız sevdiğimiz işi yapıyoruz veya yaptığımız işi seviyoruz? Biliyoruz ki birçok kişi sevmediği veya istemediği işi yapmaktadır. Olanak veya fırsat bulsa başka bir iş yapmak istemektedir. Emir altında çalışmak yerine herkes kendi işini kurmak ve işinin patronu olmak ister. Yılların kazandırdığı bilgi birikimi ve deneyim sayesinde, önüne çıkan fırsatı da kullanarak kendi işini kurabilmek hayatı daha anlamlı kılar.

“Hayatı hangi ortam ve hangi koşullarda yaşadığımız da çok önemlidir. Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde baskı altında yaşayan, eziyet gören insanlar için hayatın kötü anlamlar taşıdığı çok açıktır. İnsanlık dışı böyle bir hayatı kim yaşamak isteyebilir? Böyle yaşamaktansa hayattan vazgeçme noktasına gelmek mi, yoksa koşullar ne olursa olsun yine de yaşamayı seçmek mi gerekir? Hayat her olumsuzluğa karşın yine de yaşanmaya değer midir? Sorunun yanıtı kişinin olumsuzluklardan etkilenme derecesi, iradesi ve içinde bulunduğu psikolojiye göre değişir. Yaşamak zorunda kaldığı kötü ortam ve koşulları kabullenmeyip hayatına son verenler olduğu gibi, hayata sımsıkı tutunanlar da vardır.

“Hayatın anlamını belirleyen etkenlerden biri de hayatı kimlerle yaşadığımız veya paylaştığımızdır. Sevdiklerimiz ile paylaştığımız hayat çok anlamlı ve değerlidir. Onlardan uzak kaldığımız zaman hayatımızın anlamı kalmaz. Ancak daha önce belirttiğim  gibi hayatı sadece kendimiz için değil, yakın çevremizdeki insanlar için de anlamlı kılabilmeliyiz. Varlığımız onları mutlu ediyor, yokluğumuz üzüyorsa onlar için anlam taşıyoruz demektir. Özlemek güzeldir, ama özlenmek daha güzeldir. Varlığı ile mutlu eden, yokluğu ile üzen kişi olmak önemli bir özelliktir. Bu durumda insanlar ikiye ayrılır: Gelişi ile sevindiren, gidişi ile üzenler ile gelişi ile üzen, gidişi ile sevindirenler.

“Sonuç olarak;

Hayat bir sahne olduğu için hayatımızı güzel geçirmek için uğraşmalıyız. Üzerimize düşen sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirip mutlu ve huzurlu bir şekilde ayrılmalıyız bu dünyadan . Oyunu kurallarına göre oynamalı ve arkamızda yarım işler bırakmamalıyız. Hayatımız boyunca erdemli insan olmalı ve insanlığa faydalı işler yapmalıyız.

Bu dünyanın gelip geçici olduğunu bilerek ölüm bilincinin farkında olmalıyız her zaman. Onun için de her zaman iyi insan olmalı, insanlara karşı saygılı davranmalı, dünyalık işler için birbirimizi üzmeden yolumuza devam etmesini bilmeliyiz .

“Unutmayalım ki;

Bugün hâlâ devam ediyor, yarın belki olmayabilir… Vesselammmmm

“Bir diğer hafta başka güzel konularda buluşmak dileklerimle”

“Kul Selahaddin CANPOLAT”

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL