Köşe Yazısı

Enflasyonun Olgusal Gerçekliği Üzerine…( Prof. Dr. Mustafa Talas  Yazdı )

Enflasyonun ekonomideki karşılığı farklı, vatandaştaki karşılığı farklıdır. Genelde ekonomiyi yönetenler ve ekonomistler ekonomi bilimindeki yaklaşımıyla meseleyi açıklarken, vatandaş bunu sadece kendi anladığı dilde açıklar ve anlar. Ekonomi bilimindeki anlamıyla enflasyon..

Enflasyonun Olgusal Gerçekliği Üzerine…( Prof. Dr. Mustafa Talas  Yazdı )

Enflasyonun ekonomideki karşılığı farklı, vatandaştaki karşılığı farklıdır. Genelde ekonomiyi yönetenler ve ekonomistler ekonomi bilimindeki yaklaşımıyla meseleyi açıklarken, vatandaş bunu sadece kendi anladığı dilde açıklar ve anlar.

Ekonomi bilimindeki anlamıyla enflasyon arz ve talep dengesizliği sonucunda fiyatlar genel seviyesinin yükselmesine denir.

Vatandaş açısından bu ne demek?

Fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi sonucunda cebindeki para ile alım gücünün azalması ve hatta ortadan kaybolması demek.

Bir bakıma vatandaş sebep ile ilgilenmez. Vatandaş sonuca bakar. Sonuçta, vatandaş, alım gücü zayıflaması ya da yok olması demek yoksullaşmak demektir diye algılar.

Bu kör döğüşü gibi anlam kargaşasına biraz değindikten sonra, biz biraz vatandaşın biraz da toplumsal ekonominin anladığı dilden mevzuyu açıklığa kavuşturmaya çalışalım.

Kontrolü zor ya da kontrolden çıkmış olan enflasyon mücadelesi son derece zordur. Bunu muhalefet diliyle anlatmak kolaydır. Ancak aynı dil ile anlamak ya da anlaşmak o kadar kolay değildir.

Enflasyonist baskı ile yaşamamış yeni neslin bunu anlaması ve algılması son derece zordur. Hatta bazen imkansızdır. 1980-2000 Dönemlerindeki yaşantıyı bilen insanımız daha yüksek düzeyli enflasyon ile yaşama mucizesini gerçekleştirmişti. Hatta enflasyonu bir yatırım aracı olarak kullanan ekonomi yönetimlerini de fazlası ile görmüştü. O dönemden hatırlayacak olursak, enflasyon bir sarmal gibi her şeyi yutan bir yapıya sahipti. Vatandaş açısından tecrübesi ağır ve acı olurken, ekonomi yönetimleri buradan artı değer çıkarma peşindeydi. Tek fark o dönemlerde kararların yavaş alınması sebebiyle bu enflasyonist baskı hükümetler değiştirmeyi beceriyordu. Bir anlamda ekonomik istikrarsızlıklar siyasal istikrarsızlıkları hemen ortaya çıkaran bir yapıya sahipti.

Günümüz gerçekleri ile benzerlikleri az olup farklılıkları çok olsa da, o dönemdeki enflasyonun sarmal etkisinin benzer yönlerinin, bu dönemde de bir tehdide dönüşme ihtimaline karşı sorumluları uyarmak gerekmektedir.

Bir döngü şeklinde önce arzın azlığına karşı talebin fazlalığı fiyatları aşırı yükseltti. Alım gücünü zayıflattığını gören yönetim gelirleri arttırma yoluna gitti. Gelirlerin artacağını gören tedarikçiler gelir artışı daha hesaplara geçmeden zorunlu ihtiyaç kalemlerine zam yaptılar. Bu gelirdeki artışı bir süre sonra anlamsız kıldı. Sayısal olarak vatandaşın geliri artsa da reel olarak alım gücünün zayıflaması olgusu devam etti. Bir müddet sonra bunu gören yönetim bir daha gelirlerde artış yolunu seçti. Bu durum yine tedarikçi piyasa aktörlerini fiyat artışı konusunda uyardı. Tabii ki gelirlerdeki artışlar yine çok kısa bir süre içerisinde anlamsızlaştı. Bu durum daha bir kaç defa daha böyle olacağa benzemektedir. Çünkü ana hammaddelerde arz azalması olgusu devam ettiği müddetçe bunun önünün ülke içindeki tedbirlerle azalması pek mümkün görünmüyor. Özellikle dar gelirlilerin gelir vaziyeti, bu sarmal sayesinde, göründüğünden çok daha kötü duruma ulaşmıştır.

Özellikle, serbest piyasa tercihini değiştirip tekelci piyasa tercihine geçilmediği müddetçe müdahale gerektiren her tedbiri yönetim olarak alma şansınız olmayacaktır. Dünyadaki çatışma ihtimallerinin artması da geçici iyileşmeleri de sona erdirecek durumda olunca, sıkıntıların artarak devam etmesi kaçınılmaz olacaktır.

Buraya kadar her şey anlaşılabilir durumdadır. Anlaşılamaz olan husus serbest piyasa ekonomisi tercihi yapmış olan bir ülkede tedarik zincirindeki tekelci anlayışların varlığıdır. Tedarikte dünyadaki kadar ağır bir vaziyeti olmayan bir ülkenin ürün yokmuş gibi davranarak piyasayı kendi isteklerine göre revize eden güçlü aktörlerinin sayısının az olması ve bu az sayıdaki aktörün çıkarlarında birleşerek fiyatları keyfi biçimde yükseltmesi temel problemdir.

Cezalar uygulanacağının söylenmesi, piyasanın kontrol edileceğinin söylenmesi, müeyyidelerin çok ağır olduğunun ya da olacağının söylenmesine rağmen kartelleşmiş tedarikçilerin hiç bir şey umurunda olmadan enflasyon üzerinde kalıcı etki yapabilmelerinin altında acaba başka gerekçeler mi var? Sözgelimi elde edilen kar marjının yüksekliğinin yanında cezaların komik kalması bir neden midir? Cezaların nasıl uygulandığı konusu biliniyor mu? Ceza uygulayıcıları kontrollerini etkin ve fiili olarak yapıyorlar mı? Görmezlikten gelme ya da ceza kesme konusunda ayrım yapma var mıdır? Söylem başka eylem başka olayı burada da var mıdır?

Bu sorular ile ilgili olarak, piyasa fiyatlarını tayin edici konumunda olan aktörler meydanı boş bulduğunda keyfilik içerisinde istediğini yapar durumda oluyorlar. Üstelik artıştan da zincirin her halkası başkasını suçlar durumda oluyor. Sözgelimi pazarcılar market zincirlerini, onlar hal toptancılarını, onlar toprak ağalarını suçlar. Döner bakar, analiz yaparsınız. Çiftçi genelde ya az karla satmak durumunda kalan ya da ürünü toprağında kalan konumunda oluyor. Özellikle başka ürün ile ilgili tarım şansı olmayan çiftçi az da olsa çok da olsa tarlasından alan tüccarın iki dudağı arasında kalıyor. Tüccar toptancının elinde oluyor. Toptancı ihracatçının elinde. İhracatçı da dışarıda kendi ürününü değerlendirecek yabancı tedarikçinin elinde. Yabancı tedarikçi de ülkesi ile alım yaptığı ülkenin politik ilişkilerinin iklimine bağlı olacaktır.

Pek çok üründe kısa dönemli fiyat azalışları olmasına rağmen, zamanla istikrarlı artışların olmasında dünyadaki ambargo sisteminin rolü vardır. Ama bir çok üründe de içerideki aktörlerin her birinin ciddi etkileri vardır. Bazı ürünler az değilken, birden azaltılıveriyor. Rekolte çok iken ilkbahar geç donları ürünü azalttı söylemleri ciddi bir şekilde araştırıldığında yalan çıkabiliyor.

Bütün bunlardan sonra ancak ve ancak şunu söyleyebiliyoruz: Serbest piyasayı bile doğal akıından çıkarıp kendimize göre yeniden yapılandırmayı başaran insanlar olduk. Doğasında tekelcilik yok, biz tekelcilerle serbest piyasa yapıyoruz. Ürünün gerçek değerinin tespitinde standart yöntemler değil de göz kararına başvuruyoruz. Alış verişi piyasanın beklentilerine göre değil güçlü aktörleirn beklentilerine göre regüle ediyoruz. Sadece fazla üretim krizleri dönemlerinde olması gereken piyasa müdahalelerinde ürün ayrımı yapıyoruz. Bir anlamda torpilli ürün-torpilsiz ürün ayrımcılığı yapıyoruz. Aslında bunlara hiç gerek yoktur.

Planlamalar yapalım. Stratejik ürünleri özel planlayalım. Ama ülkenin her köşesinde ayrı öncelikli ürün olgusunu unutmadan stratejik ürün tayini yapalım. Özellikle kontrol mekanizmasını zorunlu ihtiyaç maddelerinde kişi, kurum, konum ayrımı olmaksızın piyasa dengesini öne alacak bir yaklaşımla çalıştıralım. İşlerin daha kolay yürüdüğünü hemen görmek mümkün olacaktır.

Beklentilerimizi güncellemeyi de unutmayalım. Beş yıl önce stoklamanın maliyetli olduğu ürünler şimdi stoklanamayacak kadar önemli bir konum yakaladılar. Özellikle dünyanın önemli bir kesiminin açlık sınırında yaşadığı, gıda güvenliği sorunu ile karşı karşıya oduğu bir dünyada ana ihtiyaç maddelerinin para etmemesi gibi bir sorun yoktur. Hem de çok uzun süre önemli ihtiyaç maddelleri hep aranmaya devam edecektir.

Hem tarımı güçlendirecek desteklemeler, hem yeni ekilebilir araziler ihdası, hem de sulanabilir arazi miktarının arttırımı, kendi insanımızla birlikte dünya insanının aç kalmama sorununu çözecektir.

Yapılacak olanlar net ve bellidir: Piyasada ürün bulunma sorunu bitirilecek, fazla ürünlere tarım yapan kesimi ayakta tutacak destekleme alımları yapılacak, piyasanın haksız rekabeti kontrol altında tutulacak. Bunlar içeride yapılacak olanlar.

Bir de dışarıda yapılacak olanlar vardır: Sözgelimi, dünyadaki küresel barışın tesisi konusunda çaba sergilenecek. Bu yaklaşım, dünyadaki tedarik sorununu çözecektir. Zaten, dünyada, bunu bu dönemde en samimi yapan ülke de Türkiye’dir. Bölgesindeki barış için göstereceği çabalar sonuç verdiğinde dünyanın gıda sorununun en önemli boyutları çözülmüş olacaktır.

Ayrıca bilinmesi gerekli olan şey sonuç olarak da şudur: Gıda sorunu küresel bağlamda artarak önemli bir yer tutmaya devam edecektir. Gıdaya önem vermeyi güçlü bir şekilde sürdürmeliyiz. Enflasyonun da ana gerekçesi gıda temini sorununa bağlıdır. Saygılarımla.

Prof.Dr.Mustafa Talas :Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

error: Content is protected !!
%d blogcu bunu beğendi:

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL