TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 163.342
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 5.967
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 149
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 6.018
Köşe Yazısı

Bir Şehrin Hafızası ve Bir Kültür Adamı: Atilla Kantarcı ( Prof.Dr. Mustafa Talas Yazdı )

 Bazı insanlar vardır aynı kent hafızası gibi rol üstlenirler. Bu tür insanların geçmişten başlayarak günümüze kadar yaşadıkları şehrin her türlü yaşam biçimi alanında bilgi sahibi olduğu görülür. Bu gibi şahsiyetlerin..

Bir Şehrin Hafızası ve Bir Kültür Adamı: Atilla Kantarcı ( Prof.Dr. Mustafa Talas Yazdı )

 Bazı insanlar vardır aynı kent hafızası gibi rol üstlenirler. Bu tür insanların geçmişten başlayarak günümüze kadar yaşadıkları şehrin her türlü yaşam biçimi alanında bilgi sahibi olduğu görülür. Bu gibi şahsiyetlerin bilgisine başvurulur ve kendilerine güvenilir.

Şehirlerin hafızası sıfatını kazanmış insan örneği olarak Malatyamız da önemli simalara sahiptir. Bu önemli simalardan biri de kentin yerli ailelerinden Kantarcı Ailesine mensup Makine Mühendisi Atilla Kantarcı bugünkü yazımızın konusunu teşkil etmektedir.

Ben kendi çocukluğumda şehrin çarşısının içinde günü geçen biriydim. Çarşı içinde olan herkesin bildiği isimlerin biri de Kantarcı idi. Kantar Palas Oteli, Kantar Restaurant, Kantar Kıraathanesi vs. ilk planda akla gelen yerlerdi. Lokantası da oteli de özellikle bir dönemde seçkinlere hitap ederdi. Kısacası önünden geçtiğimizde içini merak ettiğimiz yerlerdendi. Merak edip de giremediğimiz yerler. Ayrıca, işletmelerin bulunduğu yerin de bizim çocukluğumuz ve delikanlılık yıllarımızın yürüyüş yapılan ana güzergâhı olan Kışla Caddesi’nde olması önem arz etmekteydi. Kışla Caddesi’nin benim açımdan bir başka önemi de caddenin ülkemizin gençliğinin bölünme yaşadığı dönemlerinde ülkücülerin hâkimiyet alanı olan bir cadde olmasıydı. Solcuların caddesi kısmen bu özelliğini 1980 sonrasında kaybetmiş olsa da, Kışla Caddesi sakinlerinden dolayı hala eski potansiyelini koruyan bir yapıya sahipti. Cadde ülkücülerin kalesi gibi işlev görmekteydi.

Kıraathanesi ise üniversiteli yıllarımızda hocalarımızın buluşma noktası olarak işlev görmekteydi. Birkaç kere hocalarımıza şehirde bakmak istediğimizde uğramışlığımız olmuştu.

Geçmişteki hafızamdaki yerinden daha önemlisi Atilla Kantarcı’nın köşe yazılarıdır. Sayın Kantarcı’yı daha fazla içselleştirmem okuduğum köşe yazılarında söz konusu olmuştur. Çünkü o yazılar çok önemli yazılardı. Kent bilgi sistemi gibi de değerlendirilebilecek kentin yıllara meydan okuyan hafızası şeklinde yazılardı. Kısa süre içerisinde bu yazılar tekrarlarıyla bile bizi müptelası haline dönüştürmüştü.

Şimdi bu yazıların içeriğinden de biraz bahsetmemiz anlamlı olacaktır: Öncelikle Sayın Atilla Kantarcı çarşı içinde çocukluk, gençlik ve orta yaşını doya doya yaşamış bir birey olduğundan, çarşı içindeki esnafları ve karakteristik yapılarını çok güzel analiz etmiştir. Her yaştan okuyucunun hatırasına mutlaka dokunmayı becermiştir. Atilla Bey’in de iyi tanıdığı çarşının renkli simalarımdan olan rahmetli Babam Hacı Halis Talas’ın hatıralarını o yazılarda buldum ve duygulandım. Kendi hatıralarım da canlandı. İçtiğimiz meyve suları ile Amigo Ayhan, Tarih Hocamız Osman Barbaros’un kendisi gibi renkli bir kişilik olan Barbaros Büfe sahibi, Pastacı Rıfat ve dükkânının yanındaki işçiler kahvesinin tablosu, Şirket Han, Terzi Ali Seydi ve diğer terziler, Ünlü Şapkacı, çarşının velisi gibi olan delileri güzel işlenmiş. Esnafların bu deliler ile hem eğlenmesini hem de onların her ihtiyacını karşılamasını bilmesi durumunu da çok güzel analiz etmiştir. Ayakkabıcılar çarşısının ayrı, yoğurt pazarının ayrı, Akpınar fırınlarının ayrı, pamukçular pazarının ayrı, eski hal ve Şire Pazarı’nın ayrı ayrı güzelliklerini işlemiştir. Kasap Pazarı’nı içinde yaşayan kasaplar bile bu kadar güzel tasvir edemezdi. Çünkü aklıma geldiği kadarıyla bizim çarşıdaki ilk dükkânımız Eski Kasap Pazarı’nın hemen yanı başındaydı ve saydığı portreleri ve çocuklarını bugün gibi hatırlıyorum.

Atilla Bey’in anlatımlarından ve kendi hatıralarımızdan hatırladığımız kadarıyla şehrin eskiden tesis edilmiş düzenine göre, her ihtiyaç kalemi ile ilgili geniş pazarlar bulunmaktaydı. Bir insan o pazarların içine daldığında, çıkmak istemezdi. Bugün bozulan haliyle bile, pek çok şehirde ölmek üzere olan her iş kolunun ayrı pazarları olayı Malatya’da yine varlığını sürdürmektedir.

Şehrin önemli sorunları olan tarım arazilerinin yollara ve şehrin büyüyen mahallelerine kurban edilmesinden rahatsız olan kişilerden biri olan Atilla Kantarcı, bu konuyu da çok yerli yerinde işlemeyi ihmal etmemiştir. Uzun süre Çevre Yolunun kuzeyden mi güneyden mi yapılacağı tartışılırken, geçen zamanda Türkiye inşaat teknolojisinde dünya devi olmuştur. Bizim ülkemiz için dağları delmek, viyadükler yapmak, köprüler ve tüneller açmak çocuk oyuncağı haline gelmiştir. Gelinen bu süreçte yol güneyden dağdan götürüldüğünde açılacak tünel ve viyadüklerin masrafı bahane edilerek yapılmamıştır. Ancak neredeyse on beş yıldır istimlak edilmekle uğraşılan çok kıymetli tarım alanlarına ödenecek miktardan çok daha azı tünel ve viyadüklere harcanarak güneyden çevre yolu yapılabilirdi. Çoğunluğu hazine arazisi olan güneyde istimlak bedeli çok az olurdu. Bir yol yerine orada iki, hatta üç yol yapılarak tarım arazileri istiladan kurtarılabilirdi. Ama ne Atilla Bey’in, ne bizim, ne de aklı yeten şehirli insanların dediği oldu. Yol geçirerek geniş arazilerini kıymetlendirmeyi düşünen eski ve yeni arazi sahiplerinin dediği oldu.

Sayın Kantarcı şehrin çok renkli olan eski yaşam biçimini o kadar güzel anlatmış ki, o yazıları okuyup da o dönemdeki Malatya’yı aramamak mümkün değildir. Gazinoları, gazino gibi işlev gören parkları, subaşları, yüzme havuzları, spor kompleksleri ile Avrupai bir işçi şehrini aratmayan Malatya, günümüzde eğitimli işçi sınıfının adeta tarihe gömüldüğü bir kent olmuştur. Daha fazla nüfus, daha çok sayıda çalışan işçi ve daha çok esnafın olması o dönemdeki tabloyu ifade etmeyecektir. Yani renkli sosyal yaşamları da içinde barındıran hayat ortadan kalkmıştır.

Bir başka önemli husus bahçeli bir iki katlı evlerin yıkılıp yerine sefer tası apartmanların yapılması meselesidir. Bu husus da usta kalemden nasibini almıştır. Apartman yapımı her yerde var diye itiraz edenler olabilir. Ancak bu kadar güzel mahallelerini katlederek ortaya ucube bazı beton yığınlarıyla dolu kimliksiz mahalleler çıkaran Malatya’dan daha hızlı bunu başarmış şehir olduğunu düşünmüyorum. Sadece Akpınar ve Mücelli bizden davacı olsa ve dese ki sizin sokak sağlıklaştırma projeleriniz neden merkeze uzak ne cevap verebiliriz bilemiyorum. Akpınar’ın girişindeki aslanlı havuz, çeşme, konak ve meydan tamamen yok olmuş durumda. Şirket Han’ı çok güzel işlemiş. O da içimizdeki yaralardandır. Bizim görmediğimiz ama şimdi var olsa ilgi odağı olacak o kadar çok yıkılan binadan bahsetmiş ki, insan onları görünce bunları yıkanlarda hiç mi insanlık yokmuş diye kendi kendine söyleniyor. Modernleşmeyi gereksiz yapılaşma için kent kimliğini yansıtacak binaları yıkmak sağlayamıyor. En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün Avrupa şehirlerinin kent meydanları Ortaçağdan kalma en az dört yüz yıllık yapılarla doludur. Turisti de bu yapılar çeker.

Bir başka öne çıkan konu da, kent kimliğinde birbiriyle barışık farklı kökenden gelme insanların ortak Malatyalılık bilinci ile yaşamaları olgusudur. Din, mezhep, etnik köken ayrımı yapılmaksızın insanların birbiriyle barışık şekilde bir arada yaşamayı başardıklarını canlı tanık olarak ele almıştır. Komşuluk ilişkilerinde, alışverişlerinde, sokaklardaki oyunlarda bunları gözlemlemek ve yaşamak fırsatı bulmuş olan Kantarcı, öyle dönemlerin çocukluğunun da yaşamı kaliteli kıldığını, hatta zengin fakir ayrımı yapılmadığını varlıklı ailenin bir mensubu olarak dile getiriyordu. Bu çözümleme de çok anlamlıdır.

Sportmen bir kişiliğe sahip olmasından dolayı elini de, gövdesini de, parasını da ortaya koyarak başta Malatyaspor olmak üzere, pek çok spor kuruluşunda çalışmış olması da şehir adına anlamlı konu başlıklarından biri olmuştur.

Bir yazıda anlatılamayacak ustalarımızdan olarak ifade etmek istediğim Kantarcı’nın kitabına verdiği ad her cana nasip olmaz bir adlandırma olmuş. “Sevdam Malatya”.

Atilla Kantarcı Ağabeyim gibi memleketine sevdasını türlü yollarla ilân-ı aşk eden her Malatyalı’ya selam olsun, saygılarımla diyerek yazımı tamamlamak istiyorum.

YORUMLAR (1)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL