28 Ekim 2020 TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 127.651
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 2.209
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 76
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 1.511
Köşe Yazısı

Azerbaycan’ın Haklı Davasına Yönelik Jeopolitik Ve Jeostratejik Bir Analiz ( Prof. Dr. Mustafa Talaz Yazdı )

Azerbaycan, Sovyet Yönetimi’nden bağımsızlığını ilan ettiği dönemlerde adı Sovyet olan ama kendi Rus olan Kızıl Ordu’nun çok ağır tahribatlarıyla ve katliam örnekleriyle karşılaşmıştır. Adeta dünyada örneği olmayan mezalimlerle baş etmek..

Azerbaycan’ın Haklı Davasına Yönelik Jeopolitik Ve Jeostratejik Bir Analiz ( Prof. Dr. Mustafa Talaz Yazdı )

Azerbaycan, Sovyet Yönetimi’nden bağımsızlığını ilan ettiği dönemlerde adı Sovyet olan ama kendi Rus olan Kızıl Ordu’nun çok ağır tahribatlarıyla ve katliam örnekleriyle karşılaşmıştır.
Adeta dünyada örneği olmayan mezalimlerle baş etmek zorunda kalan Azerbaycan Türkleri Sovyet Rejiminin doğusunda ilk özgür olmayı başaran ve bunun için de çok ağır bedeller ödeyen toplum olmuştur. Azerbaycan, bu öncü rolüyle, Sovyet Kızılordusu, Rusya Fedarasyonu ve Bağımsız Devletler Topluluğu adıyla yeniden ihya edilen Rus İmaratorluğunun doğrudan hedefi olmuştur. Rusya, Kafkasya’daki hakimiyetine orta ve uzun vadede potansiyel tehlike olarak gördüğü Azerbaycan’a yeri geldiğinde Kızılordu sopası gösteren, yeri geldiğinde de şirinlik yapan dengeli bir politikayı sürdürmeye özen göstermiştir.
Bağımsızlık sonrasıında herhangi bir orduya sahip olmayan Azerbaycan’ın toprakları Rus yönlendirmesi ve Ermeni maşalığıyla işgal edilmiştir. İşgal edilmekle kalmayıp Azerbaycan Türklerini Kızılordu ve Ermeni lejyonerlerinin Yirminci Yüzyılın en büyük insanlık dramına maruz bıraktıkları görülmektedir. Kadın, çocuk ve yaşlı denmeden sayısız insanın yok edilmesi ve göçe zorlanması insanlık dramı olarak ortaya konmuş ve malesef uygar dünyanın hiç dikkatini de çekmemiştir. Adeta iyi ki oluyor denir gibi insanlar katledilmiş ve yerinden yurdundan edilmiştir.
Çaresiz bir biçimde Azerbaycan’ın olanlara razı bir biçimde işgali kabullenişi ve daha sonra da yönetim değişikliğini yaşaması tam son denirken, yeniden dirilişin politik sinyalleri olmuştur. Yani Sovyetlerin ve Çarlık Rejiminin mirasçısı Rusya ile açıktan karşıtlığı bırakıp, devletleşme sürecine girmeyi ve var olan avantajlarla kendini geliştirmeyi amaçlayan bir Azerbaycan portresi uzun vadede Azerbaycan’a çok şey kazandırmıştır. Bir taraftan istikrarlı bir yönetim, diğer taraftan da güçlü bir ekonıomi ve bu ikisine bağlı olarak da güçlü ordu donatımını yapmayı başarmış bir Azerbaycan bulunmaktadır.
Otuz yıl kadar önceki dağınık sosyal sistemli, zayıf ekononmik yapılı ve ordusuz bir Azerbaycan yoktur. Buna karşılık Ermenistan, düşmanlıkla bilenmiş bir yönetimin uyuduğu ve uyuttuğu halktan oluşan ve geride kalmış teknolojili ordusuyla ancak ve ancak dünyadaki hamilerine yalvararak ve ağlayarak ayakta kalacak bir yapıyla yaşamaktadır. Bu durum muhtemel bir çatışmada Azerbaycan’ı fersah fersah öne çıkaran bir tabloyu ortaya koymaktaydı.
Otuz yıl içinde gerçeklerde bu tarz değişmeler olmuşken, bazı gerçeklerde ise zerre kadar değişme olmadığını da son çatışmalarla görmüş olduk. Nedir bu? İnsan haklarının BM Çatısı altında ve AGİT gibi kuruluşda bir uyutmadan ibaret olduğunu ve otuz yıl önceki tabloyu görmeyen körlüklerin şimdi de olduğunu anladık. Katledilen Anglo-Sakson dünyasına mensup inanlardan olunca dünyayı ayağa kaldıran bu kuruluşların insan hakları anlayışı 2020’de de iflas etmiş olarak var olmuştur.
Beş yüz bin nüfuslu Gence’yi nükleer başlıklı güdümlü ve misket bombalı füzeyle vuran Ermenistan’ın bunu aman dileyip ateşkes yaptırdığı süreçte yapması dünyanın ilgisini çekmedi. Hatta ABD’nin büyük kentlerinde bu saldırıyı kutlayan Ermeni güdümlü gösteriler olması gibi acı bir tabloyla karşı karşıya kalındı.
Farnsa’nın Ermenistan’ın sivil katliamlarını dikkate almadan Ermenistan’a destek olması, bu olaydan hiç bağımsız olmadan Doğu Akdeniz’de Rumları sürekli kışkırtması, Suriye konusunda rejimin insan hakları ihlallerini görmezden gelerek Türkiye karşısında yer alması oldukça dikkat çekicidir. Adeta Türkiye’neredeyse ben oranın karşısındayım diye and içmiş bir tavır sergilemesi kendisini Azerbaycan konusunda da ortaya koymaktadır. Acaba bu nedendir? Bu da çok açık denilebilir. İçeride zor durumda kalan Fransız yönetiminin dış materyallerle kendini isaptlayabilecek yeni emperyalizm oyunlarına girdiği için.
Azerbyacan’ın insani nedenlerle ateşkese mecbur bırakılması, Rusya’nın kendini işin içine sokarak ucundan tutması hep günümüz tablosunun dayanak noktalarının devreye girmesindendir. Yani Rusların Ermenilere cesaret vererek savaşa sokması, sonra ağır darbe alması durumunda da sahip çıkıp olmayacak barışa zorlaması hep kendi stratejik amaçlarıyla bağlantılıdır. Her iki tarafa da benim izin verdiğim kadar hareket edebilirsiniz mesajı sunmaktadır.
Türkiye’ye gelince, Türkiye ya büyük devlet olma rolünün gereği olarak inisiyatif alan taraf olacak ya da içine kapanıp her gerçeğe gözünü kapatacaktır. Korkunun ecele faydasının olmadığı bu konjonktürde de geçerli olan kaide olmaktadır. Sorunlar çok ve büyük olduğuna bakılmaksızın inisiyatif alıp üstüne giden Türkiye hep başarılı olmaktadır ve kendisine yapılan çok yönlü kuşatmaları yarabilmektedir.
Azerbaycan meselesinde de neredeyse otuz yıldır ilk defa Türkiye’de siyasi irade çok net bir biçimde kardeşinin yanında olmuştur. Türkiye bunu hem Azerbaycan kardeşliği için yapmak durumundadır hem de kendi stratejik hedefleri de bunu öngörmektedir. Çünkü Türkiye sınırlarının hiç bir zaman, sınırın bu tarafından kesin olarak korunamayacağını en iyi bilen ülkedir.
Ayrıca Türkiye’nin dünyada belki de en önemli avantajlarından birini tecrübe oluşturmaktadır. Dünyada Türkiye kadar uzun bir süre gerilla olarak örgütlenmiş terör gruplarıyla aktif savaşmış ikinci bir devlet yoktur. Bu tecrübelerin hepsi stratejik ortaklarının ve kardeşlerinin istediği zaman hizmetinde olacaktır.
Çok farklı boyutları olan bu meselenin şimdilik son sözlerini şu şekilde bağlamak isitiyorum: “Bir bedende iki can Türkiye –Azerbaycan”. Çözüm için de Ozan Arif’in o güzel şiirinde dediği gibi düşünüyorum: “Ya Karabağ ya ölüm başka yolu yok bunun.”

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL