Köşe Yazısı

AYASOFYA Bayramı ve Cumhuriyetin 100. Yılı ( MESVAK başkanı Nurettin Konaklı Yazdı )

DOST SELAMI  Devletlerin, Milletlerin tarihinde ve sosyolojik gelişiminde 100 yıl uzun süre sayılmaz. Devletler şartlarında doğar, zemininde gelişir ve sonra gelişme ve gelecek sürdürülebilirliğini, devamlılığını korumaya çalışır. Bu bağlamda 23..

AYASOFYA  Bayramı ve Cumhuriyetin 100. Yılı      ( MESVAK başkanı  Nurettin Konaklı Yazdı )

DOST SELAMI

 Devletlerin, Milletlerin tarihinde ve sosyolojik gelişiminde 100 yıl uzun süre sayılmaz. Devletler şartlarında doğar, zemininde gelişir ve sonra gelişme ve gelecek sürdürülebilirliğini, devamlılığını korumaya çalışır. Bu bağlamda 23 Nisan 1923’te kurduğumuz genç Türkiye Cumhuriyeti inşallah 2023’te 100. yılını idrak edecektir.

Bu yeni kuruluş ve devletleşme süreci kolay olmamıştır. Osmanlı’yı kurtarma vaatli İttihat ve Terakkinin ihaneti, 1. Cihan Harbi hezimeti, böyle bir halde yedi düvelle en olumsuz şartlarda girilen Kurtuluş Savaşı sonucunda bitmişlikten var oluşa bir çıkış olmuştur. Bugünden yüz yıl öncesi için denilen ve denilebilecekleri bir araya getiriyorum. Sonuçta olabilecek en olumsuz şartlarda kazanılan bir vatan coğrafyasına, bağımsızlık şemsiyemiz olan bayrağımıza, kısaca Türk Milleti olarak milli egemenliğimize kavuştuğumuz için Allah’a şükrediyorum.

Bu kurtuluşa önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk, Kazım Karabekir gibi mümtaz şahsiyetleri saygıyla yad ediyorum. Onlar o şartlarda sıfatları birleştirerek, halklardan halk, halktan vatandaş vücuda getirip ona millet demişlerdir. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti 2023’te hakkı olan onurlu 100. yılını kutlayacaktır.

Bilindiği üzere genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti Lozan Antlaşması ile vücut bulmuştur. Bu anlaşmada yazılı olmayan taahhüt hükümleri olduğu ve bunların içerisinde; başta halifelik, harf inkılabı, İslami örf ve yaşayışın adeta yok edilmesi, Ayasofya’nın cami vasfından çıkarılması vb. işlerin olduğu hep söylene gelmiştir.  Nitekim inkılaplar adı altında yapılan şapka giyme mecburiyetinden, Kuran öğrenmenin yasaklanmasına, binleri bulan keyfi sudan bahane korku salan idamlar bu savları doğrular mahiyettedir.

Lozan görüşmelerinde Osmanlı Bürokratı, Hahambaşı, Diplomat, Siyasetçi, en büyük emeli Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması olan Hayim Nahum’un yer alması, İngiltere adına katılan Lord Curzon sadece İngiltere’yi değil, savaşın galibi tüm Avrupa ülkelerini temsil etmekteydi ve bu nedenle de kendisini dünyanın tek yetkili yöneticisi, patronu olarak görmekteydi. Türk heyetine tüm istek ve düşüncelerini kabul ettireceği inancı içindeydi. İşin ilginç tarafı, Lord Curzon’un Lozan’da Türk heyetine “Kurulacak Türk devletinin Müslümanları temsil etmekten vazgeçmesi durumunda, Hıristiyan dünyası tarafından kolayca kabul edileceğini ve istedikleri her hakkın da verileceğini” söylemesiydi. (Büyük Doğu, 1997, s.277).

Ayasofya’nın resmi durumu; T.C. Cumhurbaşkanlığının 11 Temmuz 2020 tarih ve 2729 sayılı kararnamesi ile “İstanbul İli, Fatih İlçesinde bulunan Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesi hakkındaki 24/11/1934 tarihli ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 2/7/2020 tarihli ve E:2016/1615, K:2020/2595 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden, Ayasofya Camiinin yönetiminin 22/6/1965 tarihli ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 35’inci maddesi gereğince Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadete açılmasına karar verilmiştir.” ifadeleriyle yeni bir hüküm tesis edilerek Ayasofya-i Kebir Camii asli hüviyetine kavuşturulmuştur.

29 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen ve satın alınarak camiye dönüştürülen, fetih geleneği “kılıç hakkı” olarak 481 yıl cami olan fethin en önemli sembollerinden olan 1934’te müze yapılırken de tapudaki camii vasfının korunmuş olan Ayasofya Camii’ni 86 yıl sonra tapu kaydında yer aldığı şekliyle Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi ismiyle tekrar 24 Temmuz 2020’de sınırlandırılmış 350 bin kişinin coşkulu katılımıyla Cuma namazı kılınarak açılmıştır. Bu tarihi dönüşüm bizleri ve kamuoyunu yüz yıl öncesinin tartışmalarına götürdü. İç ve dış dünyadan olumlu ve olumsuz sesler ve hatta tehditler yükseldi.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Ayasofya’nın Fatih’in vakfiyesine uygun şekilde yeniden ibadete açılması, ülkemizin egemenlik haklarını kullanma konusundaki kararlılığının son örneklerinden biridir. Fethin en önemli hatırası olan Ayasofya’nın hangi şartlar altında 500 yıllık camilik vasfından çıkartılarak müzeye dönüştürüldüğünü tartışmanın bir anlamı olmadığına, kalmadığına inanıyoruz. Önemli olan bu ulu mabedin yeniden asli işlevine, bağlayıcı hukuki belge olan vakfiyesinde belirtilen misyonuna dönmüş olmasıdır. Fatih’in 1453 yılında camiye çevirdiği İstanbul’un gözbebeği Ayasofya milletimize, tüm Müslümanlara ibadethane olarak hizmet vermeyi sürdürecek. Buradan Müslümanlar dışında Hıristiyan alemi aynı şekilde gelip ziyaretlerini yapabilecektir.” Diyerek tüm tartışmalara noktayı koymuştur.

1453 İstanbul fethinin simgesi kapalı Ayasofya; şiirlerin, yazıların, içten ateşli hitapların hep konusu olmuştur. Ayasofya’yı açmak siyaset adamlarının gizli açık emeli olmuştur. Bu yolda ezanı hürriyetine kavuşturan şehit Menderes’i, 1980’de Ayasofya’nın dört minaresinden ezan okutup Hünkâr Mahfilini ibadete açan merhum Demirel’i, ilgisini eksik etmeyen Turgut Özal’ rahmetle anıyor; nihai kararlara imza atan Danıştay üyelerine ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a teşekkür ediyorum.

Necip Fazıl Kısakürek bir hitabında; “Bugün mü yarın mı bilmem Ayasofya açılacak… Ayasofya’yı kapalı tutmak bu toprağın üstündeki 30 milyon (şimdi 83 Milyon), altındaki 30 milyar Türk’ün lanetine hedef olmaktır.” Demektedir.

Ayasofya için idamla yargılanan Osman Yüksel Serdengeçti Zincirler Kırılsın şiirinde; “Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya! Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi, Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!… Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun? Yine seni camiye çevireceğiz… Hz. Muhammed’in aşkına, şerefine ışıl ışıl yanacak; bütün cihan Fatih Sultan Mehmed Han dirildi sanacak!… Bu olacak Ayasofya, Bu muhakkak olacak… İkinci bir fetih, yine bir ba’sü ba’delmevt… Bugünler belki yarın, belki yarından da yakındır, Ayasofya, belki yarından da yakın!… “ diyerek haykırmaktadır.

Üstat Bediüzzaman İslami hizmete adanmış 87 yıllık ömründe siyasilerden istediği üç şey; ezanın asliyetine çevrilmesi, Ayasofya’nın açılması ve Risale-i Nur eserlerinin Devlet tarafından basılarak insanımızın hizmetine sunulmasıdır.

Dış dünyadan; BBC, New York Times, CNN, Washington Post, AFP gibi yayın kuruluşları ilk haber ve yorumlarında; “Muhafazakâr Türklerin rüyası gerçek oldu”,Dünya ortak mirasının korunması” vurgusu öne çıktı, bunun zaten Yunanlı bir papaz ve bir profesör de ifade ettiler, “Ayasofya’yı Hristiyanlar tahrip etti, Müslümanlar korudu. İran, “yüzyılın en önemli olaylarından biri” olarak niteliyor, İslam ülkeleri ekseriyetle tebrik ediyor, Afrika’da kurbanlar kesiliyor, Türkiye’ye dualar ediliyor Evet bizim insanlık erdemimiz; Hacı Bayram Camii duvarına yaslı Augustus Tapınağı’nı, Sümela Manastırı’nı, Küçük Ayasofya’yı, Van Gölü’ne gömülmesi gereken iffetsiz ada Akdamar’ı ve bunlar gibi yüzlercesini de biz koruduk.

Tepkilerini histerik hale getirip bayrağımızın yakılmasına göz yuman Yunanistan papazlarına ve halkına Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy “Milli egemenliğini kullanma konusunda hiçbir ülke Türkiye’ye ders veremez… Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif’inin ibadete açılması, 1972 UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’nin gereklerine de ruhuna da uygundur.” Diyerek Türkiyenin tavrını net ortaya koymaktadır.

Ayasofya’nın Hristiyan dünyasının bam teli idi. Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus’un “Büyük acı duyuyorum” beyanına tarihçi İlber Ortay’lı Papa 1204’ü mü kastediyor, diye soruyor. Yunanistan muhtelif kendi seviyelerine uygun açıklamaların yanında, Yunanistan’daki kiliselerde gün boyu matem çanları çaldı. Atina Başpikoposu Yeronimos “Gün; Helenizim, Ortodoksluk ve Hiristiyanlık için matem günüdür” dedi. AB komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas “Zor bir gün ve bu tür duygular içinde olan tek kişi olmadığıma eminim”, Rusya Ortodoks Kilisesi “Kararın aceleci olduğunu ve siyasi unsurlar içerdiğini” öne sürdü.

Papa’ya eski bakanlarımızdan Sayın Bülent Akarcalı’dan haklı bir talep geldi, Sultanahmet’teki tarihi tapu binasının Bizans-Doğu Roma içerikli Ayasofya Müzesi olacağı basında yer alması üzerine “İstanbul işgalinde yağmalanıp Vatikan’a götürülen tarihi ve dini eşyaların bu açılacak müzeye koyarak ‘tarihi suçundan’ doğan günahlarını bir nebze affettirebilirler. Demiştir.

TYB Onursal Başkanı Mehmet Doğan; “Ayasofya konusunda dışarıdan gelen tepkiler beklenen tepkilerdir. Çünkü Batılı devletler ve kamuoyu Ayasofya’nın müze olmasında hemfikirdir. Nasıl İstanbul’un fethini hazmedemiyorsa, Ayasofya’nın cami olmasını da kabullenememektedir. Türkiye bu dayatmaya epeyce mukavemet etmişse de sonunda boyun eğmek zorunda kalmıştır. Şimdi dayatmaya boyun eğmeyeceğini ilan ediyor!”, “Atina patriği ne demişti? ‘Türkiye Ayasofya’yı cami yapmaya cesaret edemez’. Türkiye bunu cesaretini göstermek için yapmadı, hükümranlığının hakkını vermek için yaptı. Dış tepkiler Türkiye’nin tam hükümranlığı konusundaki eski kanaatin yansımasıdır. İç tepkiler ise, batı yalakalığının tezahürüdür ve zihnimizin nasıl saldırılar altında kaldığının, teşevvüşe uğradığının göstergesidir.”

Camii açılışı Cuma Hutbesinde; Vakfiye içeriğini ve hukukunu bilmeyenlerin yanlış anlayacakları Ayasofya Vakfiyesini esas alan hutbe konusu tercihine saygı duyarak, Fatiha suresi, Amentü duası, Hz. Peygamberin Veda Hutbesi, Kuran’daki Musa, İsa, Meryem ayetleri ekseninde İslam’ın kendinden öncekileri teyit eden, son din olduğunu mesajını veren bir hutbenin, dünyanın gözü üzerimizde iken okunması daha kucaklayıcı olurdu diye düşünüyorum.

İnsanların kaderi vardır, milletlerin kaderi vardır, devletlerin kaderi vardır. Sahibine ram olmuş Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. Ne güzel ifade etmiş. “Hak, şerleri hayr eyler, Zannetmeki gayr eyler, Ârif ânı seyr eyler, Mevlâ görelim neyler, Neylerse, güzel eyler… Geçmişle geri kalma, Müstakbele hem dalma, Hâl ile dahî olma, Mevlâ görelim neyler, Neylerse, güzel eyler… Vallahi güzel etmiş, Billahi güzel etmiş, Tallahi güzel etmiş, Allah görelim netmiş, Netmişse güzel etmiş…”

Erzurumlu Alvarlı Efe Hz.’de sanki bizim gibi Ayasofya’nın aslına dönüşünü görmüşçesine, bir günde hem cuma ve hem de bayram yapmış gibi aşka gelerek ne güzel ifade etmiş; “Can bula cananını bayram o bayram ola. Kul bula sultanını bayram o bayram ola. Hüzn-ü keder defola dilde hicap ref ola, cümle günah af ola bayram o bayram ola. Lütfi ya lütfü kerim erişe rahmü-rahim bermurad ede fehim bayram o bayram ola.”

Hasretini çekenler için bir bayram olan Ayasofya’nın açılış sevinciyle Kurban Bayramınızı tebrik ederim.

 

 

 

 

 

YORUMLAR (2)

  1. Yahya Yıldız diyorki:

    Tebrikler sayin Nurettin hocam…
    Çok güzel ve kapsamlı bir yazı. Kalemine kuvvet ve yüreğine sağlık…

  2. ENVER KALAYCIOĞLU diyorki:

    Nurettin Bey…Güzel bir araştırma yazısı güzel bir değerlenidirme olmuş,yüreğinize kaleminize sağlık…Ayasofya için en güzeli yapıldı…

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL