Köşe Yazısı

“Arapgir Modeli” Arapgir ve Arapgirliler İle Etkileşim Kurularak Anlaşılabilir…( Prof. Dr. Mustafa Talas Yazdı )

Arapgir, önemli insanları bağrında yetiştiren önemli bir diyardır. İnsanının seçkin, girişimci ve etkileşimci olduğu bilinen çok önemli örnekleri mevcuttur. Bu profildeki insanın en etkileyici numunelerinden biri de Arapgir Belediyesi Başkanı..

“Arapgir Modeli” Arapgir ve Arapgirliler İle Etkileşim Kurularak Anlaşılabilir…( Prof. Dr. Mustafa Talas Yazdı )

Arapgir, önemli insanları bağrında yetiştiren önemli bir diyardır. İnsanının seçkin, girişimci ve etkileşimci olduğu bilinen çok önemli örnekleri mevcuttur. Bu profildeki insanın en etkileyici numunelerinden biri de Arapgir Belediyesi Başkanı Sayın Haluk Cömertoğlu’dur.

Başkan Haluk Cömertoğlu, kısıtlı imkanlarının arasında şehrini kalkındırmak için çok yoğun çaba sarf eden ve tuttuğunu koparan konumunda olmak için uğraşan bir yönetici portresi. Kaç ilin belediye başkanının master derecesine sahip olup olmadığını bilmiyorum ama Sayın Başkan işletme alanında master derecesine sahip.

Diplomanın o kadar da önemli olmadığını kendi yaşamında ispatlamayı da bilen Başkan Cömertoğlu, belki de eğitimli olmanın verdiği bir anlayışla inovatif girişimlerle katma değeri yüksek ürünleri üreticiden pazara kadar zincir halkaları şeklinde kendisinin emek verdiği bir sistemle fark yaratmayı bilmiştir.

Reyhan, üzüm, peynir, Arapgir Tandır Kebabı eksenli olarak tescil çalışmalarını en lieri seviyede başaran Başkan Cömertoğlu, Arapgir için bir model geliştirmeyi başarmakla kalmamış, aynı zamanda insanları halkalar halinde buna dahil etmeyi de unutmamıştır.

Üreticiye ürününe alım garantisi veriyorum diyerek ekme-biçme faaliyetini özendirip teşvik eden sistemiyle kırsal kalkınmanın dayanak noktası olan bu modeli Başkan Cömertoğlu “Arapgir Kalkınma Modeli” adıyla tanımlamaktadır. Bu modelin anlaşılması ve algılanması için Arapgir’e gelip Başkan’ın kırsaldaki kalkınmayı işletebilmek için geliştirdiği ar-ge çalışmları ve bu çalışmaların sonucunda ortaya çıkarılan yenilikçi (ya da moda deyimle inovatif) ürünlerini görmek, almak ve elde etmek gerekecektir. Sadece bir bitkisel üründen yirmiyi aşkın katma değeri olan yeni ürün ortaya koymak önemli bir çığır açıcı model olarak görülebilir.

Bir ilçede o ilçenin özgün ürünlerini bu ölçüde sahiplenip de dünyaya satışa sunmak, aslında, söz konusu yörenin ürünlerinin ve değerlerinin farkında olmanın ve korumanın bir geçerli yolu olarak izah edilebilir.

Bütün bunlar çok güzel. Ancak güzel olduğu kadar anlatılmaya ve tanıtılmaya ihtiyaç duyan boyutlara sahiptir. Dünyaya anlatmanın ve tanıtmanın çok zor olmadığı hususları neden Malatya’ya anlatmakta zorlanıldığını ben anlayamadım. Malatya’ya gelen her bireyin gördüğü taktirde Arapgir’e koşa koşa geleceğinin ve özellikle tanıyımca tekrar tekrar gitmek isteyeceğinin canlı tanıklarından birinin de benim olduğumu söyleyebilirim.

Hem bu ürünleri tanımak ve tanıtmak hem de insanlara daha fazlasını yerinde göstermek diye ifade edeceğimiz etkileşim konusu büyük önem arz etmektedir. Özellikle bu etkileşimin öneminin farkında olan yöneticilere sahip olunması beni ziyadesiyle memnun etmektedir. Daha büyük başarılara imza atmanın en geçerli yolu, sadece bireysel ya da  sadece kendimizi tatmin amaçlı bir yaklaşıma sahip olmamaktan geçer.

Gelişme ancak ve ancak bütünleyici yaklaşımlarla maksadına ulaşabilir. Bir anlamda sizin sahip olduğunuz değerlerin komşularınızın değerleriyle birlikte bir anlamı olacaktır. Başkan Cömertoğlu’nun söylemlerinden benim anladığım “Arapgir Modeli” bütünleyici yaklaşıma sahiptir. Güncel ifadesiyle “Havza Modeli” denen bu yaklaşım birleşme ve birlikte hareket etme temeli üzerine oturtulmuştur. Şöyle ki “Arapgir, Arguvan, Divriği, Kemaliye, Ağın ve Keban” ile bütünleişik olarak düşünülmelidir. Hem insan hem de doğa koşullarına haiz değerleri dünyaya birlikte sununca kazanan bu diyarların hepsi olacaktır. Aynı anlayışla “Malatya, Elazığ, Sivas, Adıyaman, Erzincan ve Kahramanmaraş” ile birlikte strateji geliştirmelidir. Eğer bütünleşik olmaz ise herkes birlikte geri kalır, bütünleşik olursa herkes beraber kazanır. Bunun sonucunda, bu sinerji ile kazanan Türkiye olur.

Ekmeğin  partisi ve kökeni olmaz. İnsan olan herkesin yaşamak için doyacağı ekmeğe ihtiyacı vardır. İnsanları terörden, çeşitli belalardan ve sapma davranışlardan uzaklaştırmanın en geçerli yolu ekmeğini kazandırmaktır. Siz eğer ekmeği kazanmada insana sorun yaşatmazsanız, insan da toplumuna sorun yaşatmaz. Aksi durum ise herhangi bir görüşe, mezhep ve meşrebe bakmaksızın önemli sorunları ortaya çıkaracak döl yatağı konumunu ortaya çıkarır.

İnsanların evlerine rahat ekmek götürebilmeleri için tarım, sanayi ve hizmetler alanında üretimi gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu durumda bu model bu üç sektörde de hareketliliği temin eden inovatif ürün geliştirmekle ifadesini bulan bir husus olacaktır. Siz tarlada üretilen ürünü fabrikaya işlemeye götüreceksiniz. Fabrikadan satış zincirleri ile tüketiciye suncaksınız. Sadece bir ürün ile bile en az elli sektörü canlandıracaksınız demektir.

Üretmeden tüketmek ancak ve ancak asalaklara mahsus bir anlayıştır. Üreterek tüketmek de yaşamını idame ettirmek isteyen insanların yapacağı şeydir. Siz üretim üssünüzü oluşturduğunuzda, pazarlama zincirinizi de ona eklemlediğinizde, işin döngüsü sorunsuz çalışacaktır. Burada önemli bir ayrıntı pazarı yaratacak olan pazarlama ve reklam konusunda kendini ortaya koyacaktır. Pazarlama, reklam ve tanıtım sektörleri besleyen en önemli akslardan biri konumundadır. Siz bütünleşik olarak sizin ürünleriniz ve değerlerinizi havzanızdaki başka ürün ve değerlerle birlikte pazarlama yolunu seçerseniz, ortaya çıkardığınız hasııla da daha fazla olacaktır. Sözgelimi Levent Vadisi’ne geleni özellikle Arapgir’den uzak tutmak gibi bir mantıkla değil de ikisini birlikte gösterime sunma anlayışına sahip olmalısınız. Divriği Ulucami’nin Tescilli Kapsının ruhunu Arapgir’deki Eski Şehir Vadisi’ni dolaştırmadan tam anlatamazsınız. Harput müziğinin kökenlerini Kozluk Çayı ve Eski Şehir Vadisi’ni dolaşmadan ruhunuzda hissedemezsiniz. Battalgazi’yle Balakgazi’yi birleştirmeden Anadolu’yu fetih destanlarını tam anlamıyla algılayamazsınız. Eski Malatya, Harput ve Arapgir Eski Şehir kalıntılarını birlikte görmez iseniz bazı parçaları yeterince kafanızda yerleştiremezsiniz. Nemrut Harabelerini Arslantepe Höyüğü ile birlikte anlatmak gerek. Onar Köyü’nü Arguvan Kızık Köyü ile birlikte görücüye sunmak yerinde olacaktır. Bu örnekleri daha fazla arttırmak mükündür.

Özellikle odak noktası turizm olan kalkınmalarda dikkat ile üzerinde durulması gereken husus Arapgir Modeli’ndeki bütünleşik yaklaşıma dayalı planlama büyük önem taşımaktadır. Unutmayalım ki bir turist kafilesi sadece bir yeri hedefleyerek oraya gitmek istemez. Eğer kum, deniz ve güneş mantığından ayrı bir turizm etkinliği olacaksa, bu birkaç günde bir kaç yeri olaya dahil etmekle olabilir. Bu da olayı kader birliği olan Yukarı Fırat Havzası’ndeki bütün diyarları birlikte ve bütünleyici yaklaşıma zorlayan bir boyuta taşımaktadır.

Arapgir’de Arapgir Belediyesi ve İKSAD işbirliği ile yapılan “Uluslararası Anadolu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Kongresi” ile “Uluslararası El Farabi Kongresi” nin icra edilişinde hep beraber Arapgir’in, Arapgir insanının ve Arapgir Belediye Başkanı Sayın Haluk Cömertoğlu’nun farkını hep beraber görmüş olduk. Dünyanın her yerinde kongre icra eden İKSAD Başkanı Sayın Mustafa Latif Emek, bu farka tanık olunca, kendisini Arapgirli olarak gördüğünü ifade etmesiyle hepimizi onure etti. Ancak burada bir ilçenin imkanlarıyla bütün illeri geride bırakacak organizasyon anlayışını Sayın Başkan Haluk Cömertoğlu, Sayın Kültür Müdürü Mesut Kavas, Arapgir’in Reklam Yüzü Sayın Alperen Durak ve Millet Han’ın emekçi kadınları bu övgüleri fazlasıyla hak etmişlerdir. Sayın Emek ile dünyanın farklı yerlerinde kongre organizasyonu tecrübesini birlikte yaşamış bir Malatyalı olarak bendenizin de Arapgir’in her zaman farklı bir konumu hak eden farklarına tanık olduğunu söyleyebilirim. Kazakistan’dan hem bu kongre için gelenler, hem eğitim programı için burada olup Malatya’ya gelenler, bunlara ilave olarak Türkiye’de okuyanların da ortak kanatinin Arapgir’in farklı olduğu vurgusu üzerinde pekiştiği açıktır. Başkan’ın Arapgir insanının farkına güvenerek ortaya atmış olduğu Arapgir modelinin ayrıca ayrıntılı bir araştırmaya muhtaç olduğunun bu son Kazakları misafir etme olgusuyla beraber daha net ortaya çıktığını söyleyebilirim.

Malatya sınırları içinde yirmiden fazla yabancı konuk geldiğinde eli ayağı birbirine karışıp da yer ayarlamaktan aciz olan kurumları da bilen biri olarak Arapgir Belediye Başkanı’nın Fotokamp etkinliklerinde otuz binden fazla kişiye “yırtık da olsa çadırınla gel, çadırın yoksa çadırı olana misafir ol da gel” sloganının anlamını daha iyi anlamış bulunmaktayım. Organizasyon konusunda becerikli olmanın daha büyük örneklerini vermiş bir diyara bu tür organizasyonların çok kolay gelmesinin başkaları tarafından anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Kongre esnasında söylediğim sözü Arapgir ve Cömertoğlu’na buradan da hatırlatmak istiyorum. “Geleneği olmayanın geleceği olmaz.” Ne mutlu ki var olan gelenekleri geleceğe aktaran ve yenilikçi gelenekler oluşturan bir Başkan Arapgir’de iş başında.

Son söz olarak şunları söyleyebilirim: Biz birlikte Anadolu’yuz, birlikte güçlenebiliriz ve birlikte ekmeğimizi arttırabiliriz. Başkaca bu hususun çıkış yolu bulunmamaktadır. Ekmek arttırmak ile ilgili politikalar bütün politikaların önünde ve onun belirleyicisi olacaktır.

 Prof. Dr. Mustafa TALAS

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL